18 Ekim 2016 Salı

D. W. Griffith ve The Birth of a Nation (1915)

D. W. Griffith, 1915 öncesinde de sinema tarihinde önemli bir yere sahipti. Bununla birlikte, günümüzde Griffith denildiğinde en çok bu tarihte piyasaya sürülen tartışmalı bir film olan The Birth of a Nation anımsanmaktadır. Pek çoklarınca bir başyapıt olarak görülen The Birth of a Nation ilk Amerikan destanıdır. Filminde, kariyeri boyunca mükemmelleştirdiği yeni bir anlatım tarzını ve modern teknikleri kullanmıştır. Ne var ki filmin içeriği açık bir biçimde ırkçıdır ve yaklaşık bir yüzyıl önce ilk kez sergilendiği andan itibaren son derece ciddi tartışmaların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Griffith (1875–1948), Kentucky’de büyüdü. Bir konfederasyon albayının oğluydu. 1908 yılında aktörlükten yönetmenliğe geçiş yaptı. On iki ya da on beş dakikalık kısa metrajlı filmler yapıyordu. Son derece üretken bir kişiydi. Sadece 1909 yılında 140’tan fazla film çekmişti.
Bu dönemde aşağıdaki yeniliklerin geliştirilmesine katkıda bulunduğu ileri sürülmektedir:

-Crosscutting: Merak uyandırmak için farklı yerlerdeki olayların birlikte gösterilmesi.

-Bir hikayeyi anlatmak ya da duygusal titreşimler oluşturmak için geniş, orta ya da ayrıntı çekimlerin gerekli şekilde kullanılması

-Yüz ifadeleri ve performansın belli bir biçimde yönlendirilmesi için aktörlerle prova yapılması

Griffith bu tekniklerden herhangi birini keşfetmemiş olmasına rağmen, bu ve benzeri teknikleri bir araya getirerek bir sinema dili ya da “film grameri” oluşturan ilk yönetmen olmuştur. Onun katkıları sayesinde 20. yy başındaki ilkel filmler bir sanat formu haline gelebilmiştir.

The Birth of a Nation’da kullanılan içerik yönetmenin bu katkılarının önüne geçmektedir. The Clansman (aynı zamanda filmin orijinal adıdır) romanına dayanan film, Amerikan İç Savaşı ve yeniden yapılanma dönemine odaklanmaktadır. Filmde Ku Klux Klan yüceltilerek ele alınmaktadır. Filmin gösteriminin ardından çeşitli şehirlerde toplumsal hareketler ortaya çıkmış ve pek çok sinema salonu filmi göstermeyi reddetmiştir. “National Association for the Advancement of Colored People” (NAACP) filmin derhal yasaklanmasını talep etmiştir. Tüm bunlara rağmen The Birth of a Nation mutlak bir ticari başarı elde etti. Film, tüm zamanların en kârlı sinema projesi haline gelmişti. Yirmi yıldan fazla bir süre boyunca da bu unvanını koruyacaktı.

Irkçılık suçlamalarına bir yanıt olarak Griffith, 1916 yılında Intolerance adlı filmini çekti. Film insanlık tarihi boyunca yaşanmış hoşgörüsüzlük örneklerini ele alıyordu. Ticari açıdan başarısız olmuş ve Griffith bu tarihten itibaren bütün enerjisini borçlarını ödemek için harcamıştır. Son filmini 1931 yılında çekmiştir.
Ek Bilgiler

1- “The Birth of a Nation”ın ticari başarısı, 1937 yılında çekilen “Snow White and the Seven Dwarfs” filmi tarafından gölgede bırakıldı. Çekilmesi 110 bin dolara mal olan film, 18 milyon dolarlık bir gişe başarısı elde etmişti.

2- “The Birth of a Nation”da yer alan siyahi karakterler, siyah maskeli beyaz oyuncular tarafından canlandırılmışlardı.

3- “The Birth of a Nation” gösteriminden sonraki on yıl için Ku Klux Klan’ın üye sayısının artışından sorumlu kabul edilmiştir.


9 Eylül 2016 Cuma

Toplumların Uluslaşmasında Engeller




Toplumların Uluslaşmasında Engeller



İngilizler o kadar güzel fitne tohumları ekmiş ki coğrafyamıza, bugün bile hala bu tohumlar birer fidan halinde ülkenin her damarında hissedilmektedir.


Toplumların uluslaşmasının engellerinden önce gerekliliğini açıklamak gerekmektedir. Bu gerekliliğin başında elbette milli bir ekonomi gelmektedir. Bu milli ekonomi sonucunda yine milli bir eğitim ( gerçek bir eğitim modeli ) milli bir ekonomi modelini takip edecektir.

Toplumların Uluslaşmasında engelleri üç ana başlıkta kabaca ele alabiliriz:



1-) İdeolojik Kırılmalar




2-) Dini Kırılmalar




3-) Etnik Kırılmalar



Bu kırılmalar sayesinde toplumlar birbirinden uzaklaşmakta hatta ve hatta birbirlerine aynı ülkede yaşadıkları halde kin beslemektedirler. Bu tür yanlış ve uluslaşmamış farklı kültürlere mensup toplumların olduğu ülkelerde kaos ortamının eksik olmaması gayet normaldir.


Aynı coğrafyayı paylaşmak sanıldığı kadar kolay değildir. Özellikle günümüzde hiç değildir. Günümüzde derken toplumdaki bireyin kendi toplumunu tanıma ve geliştirme isteği ile ülkesinin ileriye götürme isteği arasında sıkışıp kalmasındadır sorun. Ancak her alanda olduğu gibi bu alanda da ülkemizde yine kavram kargaşası yaşanmaktadır. Bu yüzden bir yandan toplumuna sırtını döndüğünü düşünen birey ülkesinin ileriye gitmesi için çalışırken aslında yine toplumunu ileriye götürebilmektedir.


Buradaki en önemli olay yine algıdır elbette. Toplumların algılarını yönetmek demek toplumların yönetilmesi demektir. Ülkemizdeki sorunların temelinin oluşmasında geçmişte atılan tohumların bugün hatalı bir algı halini alması kuşkusuz en büyük katkıyı sağlamıştır.


Kırılmalar bölümünde üç kırılma olarak ele aldığımız bu kırılmaları sizde inceleyebilir ve sizde mensubu olduğunu ideolojiye, dine ve etnik kökeninize göre sizde kendi kırılmanızın hangi karşı ideoloji hangi karşı din ( yada mezhep ) hangi karşı etnik köken olduğunu tespit edebilirsiniz.


Kırılmaları tek tek incelememize gerek var mı sizce ?



Salih Yücel GÜR 

Bilimci Bilimi Niçin Yapar ? Celal ŞENGÖR














































Bir Toplum Nasıl İntihar Eder ? Celal Şengör

Türkiye bir bilim ülkesi değildir. Ürettiği bilim de birkaç kişisel istisna dışında dünya ölçeğinde tamamen ihmal edilebilir düzeydedir. Türkiye'nin bu bilim fakirliği, sanayisine ve ticaretine de yansımıştır. Özgün hemen hiçbir sanayi ürünü olmayan Türkiye, ticarette de, tarımda da gariban olup, örneğin yazılım oluşturmak gibi akıl ve bilgiden başka hiçbir sermaye istemeyen son derece kolay ve getirisi büyük bir işi dahi yapamamaktadır. Türkiye'de (askerlik hariç) hemen hiçbir konuda bir ehil insanlar sınıfı yoktur. 

Türkiye bu zavallı duruma 1946'dan sonra düşmüştür. Çünkü 1946'dan sonra ülke idaresi tam cahillerin eline geçmiştir. 1920'lerden beri gelen Atatürk'ün elit idaresinden intikam almaya azmetmiş bu kırsal güruh, Türkiye'yi gerçek bir felâkete sürüklemiştir. Ülkedeki tüm sözümona "gelişme" dünya gelişme hızının çok gerisinde kalmış, ancak zır cahil üçüncü dünya ile kıyaslandığında "göğsümüzü kabartan" otoban gibi, gökdelenler gibi, telekomünikasyon gibi kopya ürünleriyle yaşam seviyesi yukarı doğru kımıldamıştır.

Eğitim, 1946 sonrası dönemde en büyük yarayı alan kesim olmuştur. Öğretmenlik mesleği ayağa düşürülmüş, üniversiteler, bu adı taşıyan bina sayısı arttığı halde tamamen ortadan kalkmış, eğitim ehil insan yaratmak yerine diplomalı cahil üreten bir fabrika haline getirilmiştir. Bunda da temel amaç, cahil kırsal kesimin hak etmeden ve emek harcamadan her şeye, başkalarını ve kendisini kandırarak ulaşma hırsını tatmin olmuştur.

Türkiye sonu pek fecî bitebilecek olan bu cehalet temelli politikalarından derhal vazgeçerek aklını başına almalıdır.

(Tanıtım Bülteninden)

Türkiye ve Eğitim



Peki Elit Kimdir ?






















Arka Kapak


25 Ağustos 2016 Perşembe

Gerçeklere Ulaşan Bir Adam...


İlkeleri ve idealleri ile yaşamasının ötesinde gerçeklere ulaşması ve bu gerçekler üzerine kurduğu nice mirasından birisi olan Cumhuriyet onun izinde ilerleyecektir elbette.

Ondan bir alıntı yapalım mı? Masmavi bir umudum var onun adı Mustafa Kemal derim hep.

'' Efendiler kılıç kullanan kol yorulur , nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmeğe,paslanmaya mahkum olur.Lakin saban kullanan kol , gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur ''

Ülkemizin kalkınması için elinden geleni yapan bir önder.Masmavi gözleri ile Cumhuriyetin çocuklarına umut bırakan daha kendisi de belki çocuk olan bir lider.

Adı Mustafa Kemal gerçeklere ulaşan bir asker aslında.Yine dönüp dolaşıp sana geldik paşam.


Salih Yücel GÜR


Goethe Doğu - Batı Divanı



Ich habe keinen Namen
Dafür! Gefühl ist alles;
Name ist Schall und Rauch,
Umnebelnd Himmelsglut.
Benim için isim yok!
Duygu her şeyin başı;
İsim kuru bir akis,
Güneşi kaplayan sis.
J.W.V.G

5 Ağustos 2016 Cuma

Jön Türkler ve Komplo Teorileri '' Haluk HEPKON

90'lı yıllarla birlikte komplo teorilerinin ülkemizdeki ağırlığı giderek arttı. Herkes komplo teorilerinden bahsetmeye başladı. Kimi şikâyet etti; kimiyse dünyayı açıklamak için onlara başvurdu. Hakkında bu kadar konuşulan kavramın kendisiyse çok az tartışıldı. Komplo teorilerinin neden ve nasıl ortaya çıktığı, hangi yollarla yayıldığı soruları ortada kaldı.
Jön Türkler ve Komplo Teorileri işte bu sorulara yanıtlar arıyor. Ama bu arama işini alışılmadık bir yöntemle yapıyor. Söz konusu iddiaları tarihsel bir çerçevede ele alırken, bunların Avrupa'da ve Ortadoğu'da ortaya çıkış ve yayılma süreçlerini karşılaştırmalı bir biçimde inceliyor. Farklılıklarını ve benzerliklerini değerlendiriyor. İkinci Meşrutiyet sonrasında ortaya atılan Sabetayizm ve mason komplosu iddialarının günümüz siyaset hayatını nasıl etkilediğini anlamamızı sağlıyor.
Komplo teorilerinin ülkemizde ortaya çıkışında ve yayılışında İngiltere'nin rolü nedir?
Jön Türk Devrimi bir "Yahudi-mason komplosu" muydu?
Türk milliyetçiliğinin "Yahudi icadı" olduğu iddiası nasıl ve ne zaman ortaya atıldı?
31 Mart Ayaklanması'nı Sabetayistler mi bastırdı?
Jön Türklerin ve Troçki'nin ortak düşmanı kimdi?
"Ermeni Soykırımı'nı Yahudiler yaptı" iddiaları nereden çıktı?
Komplo teorilerinin İsrail'in kuruluşundaki rolü nedir?

Bazı önemli kısımlardan fotoğraflar

 






Diğer bir önemli not 

İngilizlerin komutasındaki Arap basını Arapları Türklere karşı kışkırtırken hem dinsel hem de ulusal motifleri kullanıyordu.Örneğin Kıble'ye göre Medine Savaşı esnasında ölen bir subayın '' üzerinde bulunan '' bir belgede Jön Türklerin asıl amacının Turancılık ve bütün Araplara hükmetmek olduğu ve bunun için de İslam'a karşı çıktıkları yazılıydı1.Burada akla doğal olarak Türklerin neden İslam'dan uzaklaşıp Turancılık ve Türk milliyetçiliği gibi fikirlerin peşinden koştukları sorusu geliyordu.Fitzmaurice'in '' mason - Yahudi komplosu '' tezleri, bu türden sorulara tam da İngiltere'nin istediği türden cevaplar vermek için son derece uygundu.Bu zemin üzerine inşa edilen iddialarla Türk milliyetçiliğinin '' Yahudi işi '' olduğu tezi oluşturuluyordu.Nitekim The Near East dergisinin 25 Ağustos 1916 tarihli nüshasında yayımlanan '' Yeni Turan '' isimli ve '' İslam'a İhanet '' altbaşlıklı makalede Türkçülüğü İTC'ye Siyonistlerin benimsettiği ve İTC'nin önde gelenlerinin Yahudi ya da Dönme oldukları iddia ediliyordu.2 


_______________________________

Dipnot: Kıble Şerif Hüseyin tarafından çıkartılan bir dergidir.

Kaynakça

1-) Bu iddianın İngiliz istihbaratıyla ilişkisini daha iyi anlamak için bkz.Öke,s.252. İngiliz Dışişleri'nin yazışmalarında da yer alan ve doğruluğu tartışma götürür bu '' iddia '' Arap tarihçiliği açısından bile bir referans haline gelmiştir.Bkz.Zeine N.Zeine , Türk Arap İlişkileri ve Arap Milliyetçiliğinin Doğuşu,Gelenek Yayıncılık,çev.Emrah Akbaş , Haziran 2003,s.84.Zeine'in milliyetçi bakış açısının eleştirisi için bkz.Yavuz Selim Karakışla , '' Arap Milliyetçiliği ve Zeine.N.Zeine '' , Tarih ve Toplum ,Kasım 1997 ,Cilt .28, sayı 167,s 316-320

2-) Öke,s.248-249. Öke, propaganda amaçlı yazılmış bu yazının Arnold Janus Toynbee tarafından kaleme alınmış olabileceğini ifade etmektedir.