25 Ağustos 2016 Perşembe

Gerçeklere Ulaşan Bir Adam...


İlkeleri ve idealleri ile yaşamasının ötesinde gerçeklere ulaşması ve bu gerçekler üzerine kurduğu nice mirasından birisi olan Cumhuriyet onun izinde ilerleyecektir elbette.

Ondan bir alıntı yapalım mı? Masmavi bir umudum var onun adı Mustafa Kemal derim hep.

'' Efendiler kılıç kullanan kol yorulur , nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmeğe,paslanmaya mahkum olur.Lakin saban kullanan kol , gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur ''

Ülkemizin kalkınması için elinden geleni yapan bir önder.Masmavi gözleri ile Cumhuriyetin çocuklarına umut bırakan daha kendisi de belki çocuk olan bir lider.

Adı Mustafa Kemal gerçeklere ulaşan bir asker aslında.Yine dönüp dolaşıp sana geldik paşam.


Salih Yücel GÜR


Goethe Doğu - Batı Divanı



Ich habe keinen Namen
Dafür! Gefühl ist alles;
Name ist Schall und Rauch,
Umnebelnd Himmelsglut.
Benim için isim yok!
Duygu her şeyin başı;
İsim kuru bir akis,
Güneşi kaplayan sis.
J.W.V.G

5 Ağustos 2016 Cuma

Jön Türkler ve Komplo Teorileri '' Haluk HEPKON

90'lı yıllarla birlikte komplo teorilerinin ülkemizdeki ağırlığı giderek arttı. Herkes komplo teorilerinden bahsetmeye başladı. Kimi şikâyet etti; kimiyse dünyayı açıklamak için onlara başvurdu. Hakkında bu kadar konuşulan kavramın kendisiyse çok az tartışıldı. Komplo teorilerinin neden ve nasıl ortaya çıktığı, hangi yollarla yayıldığı soruları ortada kaldı.
Jön Türkler ve Komplo Teorileri işte bu sorulara yanıtlar arıyor. Ama bu arama işini alışılmadık bir yöntemle yapıyor. Söz konusu iddiaları tarihsel bir çerçevede ele alırken, bunların Avrupa'da ve Ortadoğu'da ortaya çıkış ve yayılma süreçlerini karşılaştırmalı bir biçimde inceliyor. Farklılıklarını ve benzerliklerini değerlendiriyor. İkinci Meşrutiyet sonrasında ortaya atılan Sabetayizm ve mason komplosu iddialarının günümüz siyaset hayatını nasıl etkilediğini anlamamızı sağlıyor.
Komplo teorilerinin ülkemizde ortaya çıkışında ve yayılışında İngiltere'nin rolü nedir?
Jön Türk Devrimi bir "Yahudi-mason komplosu" muydu?
Türk milliyetçiliğinin "Yahudi icadı" olduğu iddiası nasıl ve ne zaman ortaya atıldı?
31 Mart Ayaklanması'nı Sabetayistler mi bastırdı?
Jön Türklerin ve Troçki'nin ortak düşmanı kimdi?
"Ermeni Soykırımı'nı Yahudiler yaptı" iddiaları nereden çıktı?
Komplo teorilerinin İsrail'in kuruluşundaki rolü nedir?

Bazı önemli kısımlardan fotoğraflar

 






Diğer bir önemli not 

İngilizlerin komutasındaki Arap basını Arapları Türklere karşı kışkırtırken hem dinsel hem de ulusal motifleri kullanıyordu.Örneğin Kıble'ye göre Medine Savaşı esnasında ölen bir subayın '' üzerinde bulunan '' bir belgede Jön Türklerin asıl amacının Turancılık ve bütün Araplara hükmetmek olduğu ve bunun için de İslam'a karşı çıktıkları yazılıydı1.Burada akla doğal olarak Türklerin neden İslam'dan uzaklaşıp Turancılık ve Türk milliyetçiliği gibi fikirlerin peşinden koştukları sorusu geliyordu.Fitzmaurice'in '' mason - Yahudi komplosu '' tezleri, bu türden sorulara tam da İngiltere'nin istediği türden cevaplar vermek için son derece uygundu.Bu zemin üzerine inşa edilen iddialarla Türk milliyetçiliğinin '' Yahudi işi '' olduğu tezi oluşturuluyordu.Nitekim The Near East dergisinin 25 Ağustos 1916 tarihli nüshasında yayımlanan '' Yeni Turan '' isimli ve '' İslam'a İhanet '' altbaşlıklı makalede Türkçülüğü İTC'ye Siyonistlerin benimsettiği ve İTC'nin önde gelenlerinin Yahudi ya da Dönme oldukları iddia ediliyordu.2 


_______________________________

Dipnot: Kıble Şerif Hüseyin tarafından çıkartılan bir dergidir.

Kaynakça

1-) Bu iddianın İngiliz istihbaratıyla ilişkisini daha iyi anlamak için bkz.Öke,s.252. İngiliz Dışişleri'nin yazışmalarında da yer alan ve doğruluğu tartışma götürür bu '' iddia '' Arap tarihçiliği açısından bile bir referans haline gelmiştir.Bkz.Zeine N.Zeine , Türk Arap İlişkileri ve Arap Milliyetçiliğinin Doğuşu,Gelenek Yayıncılık,çev.Emrah Akbaş , Haziran 2003,s.84.Zeine'in milliyetçi bakış açısının eleştirisi için bkz.Yavuz Selim Karakışla , '' Arap Milliyetçiliği ve Zeine.N.Zeine '' , Tarih ve Toplum ,Kasım 1997 ,Cilt .28, sayı 167,s 316-320

2-) Öke,s.248-249. Öke, propaganda amaçlı yazılmış bu yazının Arnold Janus Toynbee tarafından kaleme alınmış olabileceğini ifade etmektedir. 

14 Temmuz 2016 Perşembe

İsrailin Gerçekleri










Tarih




















Tarih


Günümüzde tarih milletlerin ve toplumların geçmişlerini değerlendirebildiğimiz bir bilim dalıdır.Tarih o kadar farklı bir bilim dalıdır ki diğer bilim dallarından faydalanır ancak diğer bilim dallarına benzemez.Toplumların geçmişten günümüze olan sorunlarını ve bu sorunlara bakışlarını içinde barındırır.Tarih bu yüzden devletler için önemlidir.

Geçmişte acılar ile sık sık karşılaşan toplumların hangi konuya nasıl bakacağı ve hangi konularda hassas oldukları yine tarih ile bilinmektedir. Bu yüzdendir ki tarih bilimi hiçbir zaman popülerliğini kaybetmeyecektir. Çünkü toplumsal sorunlar detaylara inilmediği sürece çözülemez ve daha büyük yanlışlara yol açabilir.

Bugün günümüzde gelişmiş toplumların ilerlemesindeki temel sebeplerden bir tanesi de önemli bilim dallarına devlet tarafından destek teşvik v.b verilmesidir. Bu bilim dalları sayesinde hem devlet hem de toplum ilerlemektedir. Bir ülkenin ekonomik gelişmesi dahi yine bilime bağlıdır. Bilim ile olan alaka toplumun ilerlemesinde en büyük etkendir.

Tarih bilimi geçmişten günümüze gelen sorunlarımızı çözümlenmesinde, sorunların nasıl çıktığında ve toplumların bakış açılarını kavramada çok büyük rol oynar. Bu yüzden gelmişmiş toplumlar ve ülkeler sadece kendi tarihlerini değil diğer toplum ve milletlerin de tarihlerini araştırmakta hatta arşivlerine dahil etmektedirler.

Günümüzde bilgi çok değerlidir. Bilim ise bilginin en yalın halini yansıtan bir nehirdir. Biz toplum yahut millet olarak bu nehirden ne kadar çok su içersek o kadar ileri bir toplum olmaya aday olabiliriz. Toplumun gelişmesi demek ülkenin ilerlemesi ve devletin ilerlemesi demektir. Bu zincir ağındaki insanların mesleki seçimleri, akademik düzeyleri, hatta öğrenim düzeyleri dahi önemli değildir. Zaten bilginin ve bilimin de güzel yanı budur. İsteyen her insanın ilgilenebilmesi ve sonunun olmamasıdır.

Bu yüzden artık biz ister toplum ister millet olarak bilime ve tarihe değer vermeli araştırmalı okumalıyız. Birey olarak kendimizi ne kadar geliştirirsek topluma yansıttığımız ayna da bu yönde olacaktır. Gelişmeyen toplumların çocukları köle olmaktan kaçamaz.


Salih Yücel GÜR 

Teşkilat-ı Mahsusa (Umur-I Şarkıyye Dairesi ) Tarihi Cil I 1914-1916 Ahmet TETİK

 İstihbarat, strateji ve psikolojik savaş devletler tarihi kadar eski kavramlar olsalar da, çağımızda yeni baştan tanımlanmışlardır. Birinci Dünya Savaşı'nda bu kavramlar, modern çağın getirdiği bilgi birikiminin de desteğiyle, yeni savaş teknikleri ve yeni silahlar kadar önemli rol oynadı. Osmanlı İmparatorluğu'nun idarecileri de bu mücadelede rakiplerinden geri kalmamak için Umur-ı Şarkıyye Dairesi'ni -ya da daha yaygın bilinen adıyla Teşkilat-ı Mahsusa'yı- kurdu. 

Bu çalışma, Teşkilat-ı Mahsusa'nın bugüne dek daha çok anılar üzerinden okunan ve ancak sınırlı sayıda akademik araştırmaya konu olan tarihini, arşiv belgeleriyle ortaya koymak üzere hazırlandı. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri ve ATASE'den derlenen belgeler, Teşkilat-ı Mahsusa'nın kuruluşundan kapatılışına tüm faaliyetlerini resmi kayıtlara geçtiği şekliyle gözler önüne seriyor. Çalışmanın 1914 16 yıllarını kapsayan bu ilk cildi, teşkilatın tarihine genel bir bakışın sunulduğu giriş bölümünden sonra, tüm faaliyetlerini bölgeler ölçeğinde sunuyor: İspanya-Fas, Trablusgarp, Rusya, İran ve Kafkas Cephesi…
(Tanıtım Bülteninden)



12 Haziran 2016 Pazar

Türk İnkılabına Bakışlar Peyami Safa

Önsöz 

“Türk İnkılâbına Bakışlar” bu hususda muhtelif dillerde yapılan birçok denemelerin en yenisi fakat en yaşlısıdır. Atatürk’ün dilinde: “Milletin vicdanında ve istikbalinde ihtisas ettiği büyük tekâmül istidanı bir millî sır gibi vicdanımda taşıyarak, sırası geldikçe bütün içtimaî heyetimizde tatbik ettirmek mecburiyetinde idim” suretinde emsalsiz büyük bir üslûb ile hulâsa edilmiş Türk inkılâbı durmadan yürüdüğü için yaşlandıkça gelişiyor ve geliştikçe büyüyor ve güzelleşiyor. Bunun için onu yazmakta daha evvel gelenler, daha sonra gelenlerden daima geri kalmak talihsizliğine uğrayacaklardır. Peyami Safa şimdilik en sonra gelenlerden olmak ve bu inkılâbı bütün gençliğiyle birlikte yaşayarak eserini kemal çağında vermek itibarıyla daha çok yaşanmış ve daha iyi beslenmiş bir mevzu üzerinde çalışmıştır. İnsanı kıskıvrak saran ve sardıkça inandıran eserler daima hayat güneşi altında pişmiş, solmaz renklerini bu güneşten almış olan eserlerdir. Akademik eserler bunların yanında çok daha bilgiç, çok daha ağırbaşlı olabilirler. Fakat bütün bu meziyetler onları daha sağlam ve daha kıymetli yapmaya kâfi değildirler. Bu gibi eserlerde hayatiyetten gelen bir uçarılık lâzımdır ki bizi inkılâp kadar hafifletsin ve vesveselerden kurtarsın. Onların ruhlara sirayet ettirdiği hayatiyet ve hafifliği bir havailik zannedenler olabilir. Fakat bu hafifliğin ne kadar dinamik bir ruha, yumuşak bir zekâya ve incelmiş bir düşünceye muhtaç olduğunu, yazı yazanlar, çok iyi bilirler. Kelime ve fikirleri bir kasırgaya tutulmuş tozlar gibi havalandırmak ve imajları bir düşüncenin güneşinden geçirerek muhtelif his ve renklerle her ruha nüfus edecek gibi canlandırmak ancak yaratıcı bir üslûba sahip olanların kârıdır.

Prof. M. ŞEKİP TUNÇ


Diğer bir alıntı

Garpçılarla İslâmcıların bu tarzda anlaşmalarını kolaylaştıran itidal örnekleri de eksik değildi. Hatta komünizmin ve sosyalizmin Türk cemiyetiyle alâkasız bir sistem olduğunu kabul etmekle Türkçüler de, İslâmcılar da, Garpçılar da beraberdiler. Avrupa ideolojilerini bize mal etmekte Sebilürreşad’dan da, Türk Yurdu’ndan da ileri gitmesi tabiî olan İçtihad bile, arada bir, sosyalizm aleyhine neşriyat yapıyordu. Bu mecmuanın 92 numaralı ve 6 Şubat 1329 - 1913 tarihli sayısında Rıza Tevfik’in şu satırlarını okuyoruz:

“Avrnpa’da sosyalizm bir meselei hakikiyedir. Bizde ismi var; bahsi var; fakat hakikati yok!... Çünkü hayatı içtimaiyemizde böyle bir amilin bilfiil tesiratını hissetmiyornz. Memleketimiz mükemmel teşkilâtı sınaiyeye malik ve mazhar bir yer olsaydı, büyük fabrikalarımız bulunup herbirinde - işine göre - beş bin, sekiz bin, otnz sekiz bin kişilik taburlar teşkil eden muntazam ve müretteb bir amele ordusu çalışsaydı, o vakit bn sınıfı mahsusun her türlü hukukunu mevzubahis ve müdafa eden sosyalizm, bizim hayatı içtimaiyemizde de bir mühim amil olarak tesiratı fiilîye gösterebilirdi ve binaenaleyh bu, mucibi endişe bir meselei hakikiye olmak üzere telâkki edilebilirdi. Böyle bir işçi ordusunun muntazam çalışması cemaatin deveranı hayatına hadim olduğu gibi, tatili işgal etmesi de o deveranı anî bir sekteye maruz bırakacağı için (hayat memat meselesi) telâkki edilmek lâzım gelirdi.”

“Binaenaleyh azim ve merkezî birtakım teşkilâtı sınaiye olmadıkça bir memlekette sosyalizm meselesi olamaz. İhdas edilse de korkmam. O hakikî bir meselei içtimaiye değildir. Gazete, yani mübahase meselesi demektir.”

Rıza Tevfik bu makalesini Türk meseleleriyle Avrupa meselelerini birbirinden ayırmak için yazmıştı. Her mesele grubu içinde “Hakikî olanı da var, vehimden ibaret olanı da var; hatta hakikî olduğu halde henüz doğmuş olmayıp rüşeymî = rudimentaire bir halde duranı da var.” diyor ve sosyalizmi vehimden ibaret bize tamamıyla yabancı Avrupa davalarına bir misal olarak gösteriyordu.