11 Haziran 2020 Perşembe
3 Haziran 2020 Çarşamba
Teşkilat-ı Mahsusa (Umûr-ı Şarkıyye Dairesi) Tarihi Cilt I: 1914-1916
Erzurum'dan 4 Eylül 1914 tarihli bir yazıyı “muhterem refiklerim" hitabıyla “merkez-i umûmîye" gönderen Dr. Bahaddin Şâkir, faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgiler verir." Burada yaptığı açıklamalar, onun oluşturduğu derme çatma kuvvetin yapılanmasını ve görev planlamasını ortaya koymaktadır.Kafkas Kolu imkânlar cercevesinde tamamlanarak sevk edilmiştir.Kafkasya tarafı genel komutanlığına Müfettiş Hilmi Bey atanırken, Jandarma Yüzbaşı Emin de komutan yardımcısı olarak maiyetinde bulunacaktır.İslâmsorlular , İdris Bey, Eyüp Paşa, Terkinik oğlu Mehmed çeteleri esas kuvveti oluşturup, Balaban aşiretinden geleceği ümit edilenler ve toplanacak Çerkes gönüllüleri de bu kuvvete katılacaktır.Adı geçen Pasin Kolu, aslında Müfettiş Hilmi Bey kuvvetidir.Merkez kuvveti olarak şimdilik karargâhı Hoşap civarındadır.
Dâhiliye Nezareti, hemen harekete geçer. Harbiye Nezaretinden konunun araştırılması için ilgililere gereken emrin verilmesini, Van Valisi Cevdet Bey'den de "bu adamın hüviyetiyle" sözü edilen meselelerin nelerden ibaret olduğunu bildirmesini ister.12.Kolordu Komutan Vekili Cevdet imzasıyla Başkumandanlık Vekâletine gönderilen cevabî yazıda, Savuçbulak Şehbenderliğinden alınan bilgide, Reşid'in on gün önce, 1. Kuvve-i Seferiye komutanıyla görüşmek üzere birkaç atlıyla beraber Rayet'ten Revandiz'e gittiği belirtilir. Savuçbulak Şehbenderliğince Urmiye'deki saygın ve güvenilir ileri gelenler arasında yapılan araştırma sonunda, halen Urmiye'de bulunan Nasturîlerle, "düşmanımıza daimî surette casusluk eden Amerika misyonerlerinden birkaç şahsın" iftiraları sonucundan başka bir şey olmadığı anlaşılır.Silah bulunduğu duyumu alınan mülklerde arama yapılmış, hiç kimse zarar görmemiştir."Reşid imzasiyle çekilen telgraf da bir gûne (türlü) vesika olmayıp dolaştığı mahallerde îka’-1 hasar (hasar verme) ve efkâr-ı umûmîyeyi tahdişden (kurcalamaktan) başka hizmeti" görülmemiştir. Gade(?)'ye firarı üzerine, Van Valisi Cevdet Bey tarafından silahlarının alınarak Urmiye havalisine geri dönmemesi emredilmiştir.
Van Valisi Cevdet Bey, Dâhiliye Nezaretinin yazısını cevaplaya şu bilgileri aktarır: Rayet'ten telgraf çeken, Çerkes Reşid'dir.Ömer Naci Bey Müfrezesiyle gelen Reşid, Rûşenî Bey'in ayrılmasından sonra,40 süvari çetesini idareye görevlendirilir. Bu adamın Gümülcine'deki hâlini işitince,Cevdet Bey, İran'da faaliyet göstermek üzere İstanbul'ca seçildiğini göz önüne alarak, işe yarar diye ümitlenir.Rusların tahliyesiyle Urmiye'ye giren Reşid, kasadarı olan Kafkasyalı İbrahim Ağa isimli bir hırsızla beraber, Urmiye'deki zengin Ermeni ve Nasturîlerle, İran Hanlarından önemli miktarda para almaya teşebbüs eder.Daha sonra bir taburla ulaşan Ömer Naci Bey, Reşad Bey ve Nuri Bey'in karşı çıkmasıyla, hemen Salmas'a geçer ve orada Cevdet Bey'e rastlar.Çapulculuktan ibaret olan Gümülcine parasıyla İzmit'te edindikleri çiftliğe, daha bir iki çiftlik ilaveye çalışacağını pervasızca söylemekten “hayâ etmeyen
böyle adamların" nasıl olup da gönderildiklerine Cevdet Bey hayret etmektedir. Salmas muharebelerinin ardından emir ve tebliğlere aykırı olarak Urmiye tarafına savuşan Reşid, fırsattan istifadeyle emellerine kavuşmanın peşindedir. Bu anlaşılınca derhal Urmiye görevlileri ve Müfreze Komutanı haberdar edilir. Ruslar geliyor, diye Urmiye’de ortaya çıkan heyecandan korkan Reşid, Savuçbulak tarafına kaçıp gitmiştir."
Van Valisi Cevdet Bey, Dâhiliye Nezaretinin yazısını cevaplaya şu bilgileri aktarır: Rayet'ten telgraf çeken, Çerkes Reşid'dir.Ömer Naci Bey Müfrezesiyle gelen Reşid, Rûşenî Bey'in ayrılmasından sonra,40 süvari çetesini idareye görevlendirilir. Bu adamın Gümülcine'deki hâlini işitince,Cevdet Bey, İran'da faaliyet göstermek üzere İstanbul'ca seçildiğini göz önüne alarak, işe yarar diye ümitlenir.Rusların tahliyesiyle Urmiye'ye giren Reşid, kasadarı olan Kafkasyalı İbrahim Ağa isimli bir hırsızla beraber, Urmiye'deki zengin Ermeni ve Nasturîlerle, İran Hanlarından önemli miktarda para almaya teşebbüs eder.Daha sonra bir taburla ulaşan Ömer Naci Bey, Reşad Bey ve Nuri Bey'in karşı çıkmasıyla, hemen Salmas'a geçer ve orada Cevdet Bey'e rastlar.Çapulculuktan ibaret olan Gümülcine parasıyla İzmit'te edindikleri çiftliğe, daha bir iki çiftlik ilaveye çalışacağını pervasızca söylemekten “hayâ etmeyen
böyle adamların" nasıl olup da gönderildiklerine Cevdet Bey hayret etmektedir. Salmas muharebelerinin ardından emir ve tebliğlere aykırı olarak Urmiye tarafına savuşan Reşid, fırsattan istifadeyle emellerine kavuşmanın peşindedir. Bu anlaşılınca derhal Urmiye görevlileri ve Müfreze Komutanı haberdar edilir. Ruslar geliyor, diye Urmiye’de ortaya çıkan heyecandan korkan Reşid, Savuçbulak tarafına kaçıp gitmiştir."
Kasım - Aralık 1915
Harbiye Nâzırı Enver Paşa, 3. Ordu Komutanlığından, Hezek köyü civarında bulunan Ömer Naci müfrezesinin takviyesini ister.Bu arada Çerkes Ethem komutasındaki 500 kişilik “mücahid grubu" da Ömer Naci'ye yardım etmek için bölgeye gönderilir.Hezek köyünde yığınak yapan binlerce isyancı, kendilerine yapılan silah bırakma şartıyla sulh teklifini reddedince, şiddetli catışmalar meydana gelir. Ömer Naci müfrezesinden ikisi subay yaralı, üç şehit verilir. Yardıma gelen kuvvetlerle etkinliği artan Ömer Naci'nin isyancılara son çağrısı karşılık bulur ve çatışmalar sona erer.
İsyancılar, kamu mallarına verdikleri zararları karşılayacaklarını, borçlarını ödeyeceklerini, Midyat'ın diğer kesimlerindeki asilerin de silahlarını teslim etmelerini sağlayacaklarını Ömer Naci'ye bildirirler. Bu haliyle isyanın bastırıldığını, artık yerel idari kuvvetlerin otoriteyi yeniden kuracaklarını değerlendiren Ömen Naci, asıl hedefleri olan İran’a hareket etmelerine izin verilmesini 12. Kolordu Komutanlığına arz eder. Bu arada 4. Ordudan isyan için gönderilen taburun toplarıyla beraber kendi emrine verildiği takdirde, bir ay içinde Tebriz'e gireceğini söylerse de Enver Paşa taburun bölgeden ayrılmasına müsaade etmez, top isteğini onaylar.Kendisinin emrindeki birlikle Musul Valisinin emrine girmesi bildirilir. Bu sırada Savuçbulak’ı ele geçiren Rusların, Musul istikametinde Osmanlı sınırlarını geçeceği düşünülmektedir.Sınır sevk edilen Ömer Naci'nin kuvveti 650 süvari ve piyade ile bir da topundan ibarettir.
Harbiye Nâzırı Enver Paşa, 3. Ordu Komutanlığından, Hezek köyü civarında bulunan Ömer Naci müfrezesinin takviyesini ister.Bu arada Çerkes Ethem komutasındaki 500 kişilik “mücahid grubu" da Ömer Naci'ye yardım etmek için bölgeye gönderilir.Hezek köyünde yığınak yapan binlerce isyancı, kendilerine yapılan silah bırakma şartıyla sulh teklifini reddedince, şiddetli catışmalar meydana gelir. Ömer Naci müfrezesinden ikisi subay yaralı, üç şehit verilir. Yardıma gelen kuvvetlerle etkinliği artan Ömer Naci'nin isyancılara son çağrısı karşılık bulur ve çatışmalar sona erer.
İsyancılar, kamu mallarına verdikleri zararları karşılayacaklarını, borçlarını ödeyeceklerini, Midyat'ın diğer kesimlerindeki asilerin de silahlarını teslim etmelerini sağlayacaklarını Ömer Naci'ye bildirirler. Bu haliyle isyanın bastırıldığını, artık yerel idari kuvvetlerin otoriteyi yeniden kuracaklarını değerlendiren Ömen Naci, asıl hedefleri olan İran’a hareket etmelerine izin verilmesini 12. Kolordu Komutanlığına arz eder. Bu arada 4. Ordudan isyan için gönderilen taburun toplarıyla beraber kendi emrine verildiği takdirde, bir ay içinde Tebriz'e gireceğini söylerse de Enver Paşa taburun bölgeden ayrılmasına müsaade etmez, top isteğini onaylar.Kendisinin emrindeki birlikle Musul Valisinin emrine girmesi bildirilir. Bu sırada Savuçbulak’ı ele geçiren Rusların, Musul istikametinde Osmanlı sınırlarını geçeceği düşünülmektedir.Sınır sevk edilen Ömer Naci'nin kuvveti 650 süvari ve piyade ile bir da topundan ibarettir.
28 Mayıs 2020 Perşembe
Britannica Illustrated Science Library,Encyclopedia Books Collection Pack
Britannica Illustrated Science Library
Encyclopedia Books Collection Pack 1
Encyclopedia Books Collection Pack 2
The Cambridge Guide to the Solar System
The Cambridge Handbook of Sociocultural Psychology
The Cambridge History of Twentieth-Century Music
Dr. Space - Bob Ward
120 Encyclopedia Books Collection
24 Encyclopedia of Physical Science and Technology
The Cambridge History
Encyclopedia Books Collection Pack 1
Encyclopedia Books Collection Pack 2
The Cambridge Guide to the Solar System
The Cambridge Handbook of Sociocultural Psychology
The Cambridge History of Twentieth-Century Music
Dr. Space - Bob Ward
120 Encyclopedia Books Collection
24 Encyclopedia of Physical Science and Technology
The Cambridge History
21 Mayıs 2020 Perşembe
Devletlerin Bürokrasi ve Diplomasi Dilinde Bilgi Faktörü
Bilginin Gücü
Bilginin gücü göstermiştir ki bireyleri
yönlendirmede etkili, bireyleri anlamada güçlü bir anlam ifade etmektedir.Bilginin aktarımı iletişim kaynakları ile
gerçekleşmektedir.İletişimin kalitesini belirleyen unsur aynı kültürü paylaşan bireyler
arasında gerçekleşirken diğer yandan aynı bilgi düzeyini de gerektirmektedir.
Bilgi onu ele alan bireylerin bakış
açısı ve onu kullanabilme yeteneklerine göre bir sanata dönüşebilir.Bireylerin
dünyaya olan bakış açısı ve pencerelerinin genişliği sayesinde bilginin
kullanım alanları farklılık gösterir bu alanlar günlük hayat olduğu gibi,
devletlerin sistemlerinin yeniden dizayn edildiği şirketlerin yeni
örgütlenmelere gittiği dönemler gibi farklı alanlar olarak farklılık
gösterebilmektedir.
Bilginin işlenmesi sürecinde önemli
etkenlerden biri olan bireyin zihniyeti evrensel anlamda yaşadığı dönemdeki
dünyayı algılayışı bilginin işlenmesinde üst düzeyde bir bakış açısı katar,
burada tarihteki dehaların yaşadıkları dönemi algılamaları ve kavramaları
özellikle araştırılması ve okunması gereken bir konudur.
Devletleri yöneten bürokrasi ve bu bürokratik kadroların eğitilimli
bireylere ait olması bir devletin gerçekten gerçekliğe olan bakış açısını ve
atacağı adımları da belirlemektedir.Diğer unsurların çoğu sadece ama sadece bu
kadrolara yardımcı olabilecek nitelikteki zihniyetleri taşımaktadır.Toplum ile
devleti bir araya getiren yardımcı unsurlar sadece devletin toplum tarafından
algılanmasına yardımcı olabilir.Ancak gerçekte devletler hiç bir zaman bu
yardımcı unsurlar tarafından yönetilmez.
Dönem dönem devletlerin bu yardımcı unsurlar ile yönetildiği
görülmüştür.Ancak bu yardımcı unsurlar ne yaptığının farkında dahi
değildirler.Zamanla yaptıkları hataları anlamakta ve bu bürokrasinin mantık
düzleminde kurduğu bilgi akışına ses vermek zorunda kalmaktadırlar.
Her devletin kendisine ait bir elitler kesimi ve danıştığı ekol
isimler mevcuttur.Devletler toplumlara yönelirken bu kesimlerin fikirlerini almak
zorundadır.Zamanla görülmüştür ki ne zaman devlet bu kesimlerin fikirlerini
almamış ve kendisi hareket etmeye kalkmıştır yanlış adımlar atılmaya başlanmış
demektir.Buradaki elit tanımını Türkiye’deki saçma elit algısı ile
karıştırmamak için konu ile ilgili diğer bir yazımı size öneriyorum (http://salihyucelgur.blogspot.com/2017/08/bireyin-elit-bireyi-ve-kesimi.html )
Bilginin test edebilebilir olması bilginin garantisini
içermektedir.Bilgi bir süreçtir temelinden ele alırsak bilgi bir veridir bilim
bu veriyi ele alır inceler ve yalanlarını elemeye başlar böylelikle bilim
gerçekleşmeye başlar.Örneğin biyoloji alanının ortaya çıkışı fikren çok sancılı
olmuştur burada fizikçiler ile biyolojiciler tartışma yaşamıştır.Bu konu ile
ilgili ‘’ Biyoloji Budur ‘’ isimli kitap okunabilir.Dünyamız artık bir bilgi
çağı dönemini yaşamaktadır zihinlerimizde ancak bu çağın getirileri ve
götürülerini iyi hesaplamak gereklidir.Akademik disiplinler ortaya çıkarken ya
yeni bir alan olarak ortaya çıkarlar, ya da günümüzdeki gibi farklı ancak
birbirileri ile bağlantılı olarak ortaya çıkmaktadırlar.
Veri, enformasyon, bilgi ve bilgelik adım adım bu aşamalar
incelendiğinde bilgelik noktasına ulaşılır.Verinin güvenilir ve gerçekliği iyi
yansıtması bütün temel düzenin sağlamlığının göstergesidir.Herhangi bir
akademik alan ile ilgili ciddi kaynakların incelenmesi ve okunması süreci
bireyin önce veri elde etmesine daha sonra bilgilenmesine ve bilgiyi elde
etmesine en sonunda ise bir bilgelik ile bunu taçlandırmasına yol
açar.Yaşadığımız dünya artık bir bilgi dünyası haline gelmiş ve bunun sonunun
olmaması bizim gibi doyumsuz insanların en benimsediği ortak temel noktayı
oluşturmuştur.
Veri kaynaklarının sorgulanması bilginin gerçekliğe olan yakınlığını
sorgulamak demektir.Kaynak ne kadar kaliteli ise gerçekliğe yakınlık da o
derece isabetlidir.Diğer yandan veri kaynakları bilgiyi kendileri yeniden
yorumladığı için veriyi okuyan bireyin de yansıttığı bilgi parçacığını dikkatli
ele almak gereklidir.
Dünyada artık milletlerin dillerinin üzerine yeni bir kültür ve yeni
bir dil çıkmaya başlamıştır bu bilginin dili farklı alanları etkilemekte ve
ayrı ayrı diller çıkartmaktadır.Bürokrasinin diplomasinin dili gibi diller de
bu bilginin dilinden etkilenmiş ve kendilerini yeniden bir reforma
sokmuştur.Soyut olan bu kavramlar dönem dönem değişkenlik
göstermişlerdir.Özellikle bürokrasiyi ele alırsak ki bizim gibi biraz daha
geriden gelen ülkelerde bürokrasi kısmı daha anlaşılır bir örnek olacaktır. 1950’li
yılların bürokrasisi ile günümüzün bürokrasisi çok farklıdır.Devletin
bürokratik kadrolarının bilgelik alanları bu yüzden önemlidir.Bilginin gücü
dünyaya devleti entegre eden temel unsur halini almıştır yaşadığımız bu
dönemde.
Bürokrasi ve diplomasi gibi diller artık bilginin dilinden tam
anlamıyla faydalanmaktadır.
Salih Yücel GÜR
7 Mayıs 2020 Perşembe
Hitler’in Ordusu Nazi Savaş Makinasının Tarihi 1939-1945
2 Ağustos 1934 tarihinde bütün Alman askerlerinin şu yemini etmesi kararlaştırıldı:
“Tanrı’nın huzurunda yemin ederim ki Alman Reich’ının ve halkının lideri ve Wehrmacht’ın (Savunma Kuvveti) yüce kumandanı Adolf Hitler’e daima kayıtsız şartsız itaat göstereceğim ve cesur bir asker olarak, gerektiği zaman bu yemin uğruna canımı feda etmeye hazır olacağım.”
Adolf Hitler… Sadece Almanya’nın değil, dünyanın tarihini kökünden etkileyen Alman politikacı, siyasi lider ve devlet adamı… Her ne kadar olayların gidişatı, bu inancının yanlış olduğunu ortaya çıkarsa da Hitler, siyasi becerilerine denk sıklette askerî becerilere sahip bir strateji kumandanı olduğuna inanıyordu. II. Dünya Savaşı’nda Alman ordularının muharebe etme şekilleri üzerindeki etkisinin gittikçe artması hazin sonuçlar doğurdu. Tüm dünya artık tek bir şeyi konuşuyordu: Hitler’in Ordusu.
Aslında ne Nazi savaş makinesi yenilmezdi; ne de askerleri ırkçı Nazi propagandasının olduklarını iddia ettiği “süperman”lerdi. Gerçekte Alman askeriyesi çok ciddi kısıtlar altında çarpışmaktaydı.
Elinizdeki kitap, Hitler’in kara kuvvetlerinin, 1939-40’taki zafer günlerinden 1945’te başlarına gelen nihai felakete kadarki gelişimine odaklanmaktadır. Aynı zamanda, Alman ordusunun ve bağlantılı grupların şöhretlerini nasıl kazandıklarına ve bu şöhretin ne ölçüde hak edilmiş bir şöhret olduğuna açıklık getirmektedir.
Hitler’in savaş makinesinin olmazsa olmaz araç-gereç ve teçhizatlarını betimleyen büyüleyici bir çizim ve fotoğraf koleksiyonu da dâhil pek çok detaylı konuya ışık tutan görselleri ile Timaş Tarih tarafından 2015 yılına damgasını vuracak bir görsel tarih çalışması!
30 Nisan 2020 Perşembe
Diaspora ve Ana Kurucu Unsur İkileminde Çerkesler
Çok farklı
halklardan oluşan ülkemizin temel sorunlarından biri de diaspora söylemi ve ana
kurucu unsur söyleminin çatışmasıdır.
Ana kurucu
unsur olmak bir ülkenin ya da bir alanın herhangi bir dalında ya da alanının
kuruluşunda yer almak demektir. Çerkes kimliğinin bir üst kimlik olarak
görülmediği konusuna burada girmek istemiyorum çünkü o çok ayrı cahilce ve
saçma bir iddia idi ve süresini doldurdu.
Ana kurucu
unsur olma söylemini kullanan diaspora düşüncesindeki Çerkesler’in bu temelden
ayrılamamaları saçmalamalarına yol açmaktadır.Ancak bunun çoğunluk olarak
kendileri de farkında değillerdir. Türkiye Çerkesler için bir diaspora mıdır ?
değildir.
Yakın
zamanda Cumhuriyetimizin 100.yılını kutladık ve çok farklı halklar olarak bu
bayramı coşkulu şekilde kutladık bu süre zarfında dünyadaki Çerkeslerin
dağılımına bakıldığında en fazla nüfus Türkiye’dedir.Zaten diğer ülkelerdeki
bazı Çerkes sitelerinin de mutlaka Türkçe yayın yapmasının sebebi de budur iyi
ya da kötü niyetli.Çerkesler kendileri iste de istemese de bu ülkenin kurucu
unsuru olarak tarihte yerlerini almaktadırlar.
Ülkemiz
kurulurken çıkan isyanlarda Çerkeslerin rolü var mıdır ? vardır.Ancak şöyle bir
durum var, ülkemiz kurulurken isyan etmeyen bir halk neredeyse yoktur.Zaten
Ulus kimliğinin önemi de burada ortaya çıkmaktadır.Cumhuriyetin kuruluşu
dönemini ele aldığımızda etnik ve dini isyanların dış devletler tarafından
desteklendiğini bilmekteyiz.Bugün ise bu etnik ve dini ayrılıkları farklı bir şekilde
hukuki bir boyut ile destekleyen devletler ve yapılar mevcut.
Türkiye
artık Çerkesler için bir diaspora değildir.Çünkü Çerkesler Türkiye’de 100
yıldır yaşayan ve diğer devletlere göre en fazla nüfusu ile yaşayan ayrıca ana
kurucu unsur olmuş bir kimliğe sahiptir,buradaki kimlik illa ki hukuki bir
kimlik değildir kültürel bir kimliktir.Zaten ülkemizin ana kurucu unsurunun
kimlik anlayışı ırki bir anlayış değil ulusal ve üniter yapılı bir devlet
içerisinde Ulusal bir kimlik anlayışıdır.( Burada Türkçülüğün iki kolu okunmalı
çünkü Türk kimliğini farklı algılayan unsurlar ile etnik kimlerlerin çatışması
bu noktadan çıkmaktadır. )
Ana kurucu
unsur olmuş bir kimliğin hala diaspora olarak Türkiye’yi görmesi bunun altında
başka sebeplerin yattığını göstermektedir.Bu sebepler, bu fikri yayan bireylerin
fikri anlamda bir çatışmayı tetiklemesidir.Kaldı ki yakın zamanda yaşadığımız
bir süreç olarak Çerkes kimliğinin bir tetiklenmesi ve popüler olan Çerkes
Ethem bey olayı üzerinden bir rant sağlanmaya çalışılması dikkatli şekilde
analiz edilmelidir.Bu olaylar üzerine Çerkesler dışarıdan bir kaynak ve birey
ile hareket etmemelidir.
Türkiye’de
her halka bir kelime dağıtıldı Ermeniler’e Jenosid Soykırım
uydurması.Çerkesler’e diaspora, kimlik
ve dil uydurması böylelikle her halkın ateşleneceği tetikleneceği bir zemin
oluşturuldu ve bu zemin yakın zamanda ortaya çıkmadı, ülkemizin kuruluşundan bu
yana süre gelen süreçte ara ara yoklanmakta.
Bakın
özellikle Çerkes kimliğinin sadece Adige halkına indirgenmesi bile nasıl başladı
önce dernekler ayrıldı, Çerkesler birbirine kırdırıldı daha sonrasında ise
Çerkes = Adige denildi.Burada Çerkes = Adige diyenlerin kaçı acaba sadece
Türkiye tarihinde Adige’lerin yaptığı ortaya koyduğu yanlışları ya da doğruları
ele alabilir eleştirebilir, bu konuda bilgileri nedir ? Dönüp durup Çerkeslerin
sadece Adigelerden oluştuğunu söylemekte ve diaspora söylemi üzerinden onlardan
önce kurulan dernekleri alt etme çabasındalar.Ancak kendileri de dernek olunca
aynı şekilde kendileri de eleştirdikleri dernekler gibi sessiz kaldılar.
Ne işimize
yaradı ? sadece bölündük ve kullanılmaya daha da hazırız...
Burada
sanılmasın ki sadece Çerkesler, Ermeniler, Kürtler gibi halklar tehlikede ve
kullanılabilir bir kimlik potansiyeline sahip, aynı zamanda ulus kimliği olan
Türk kimliği de etnik bir kimlik olarak algılanmaya ve algılatılmaya çalışılmış
ve kullanılmaya çalışılmıştır.
Türkiye’deki
din ve kimlik sorununu kullanan örgütlenmeler ve yapılar dikkatli şekilde
incelenmeli kültürlerin dezenforme olmalarını ele alacak bireylerin önce
buradaki dezenformasyon ve kullanılma tehlikesini görmeleri gerekmektedir.
Evrensel
anlamda bir kültürel dezenformasyon mevcuttur, bunun sebebi devletler değil
yaşadığımız çağın getirdiği bir ortak kültürün doğuşudur.Buradaki ortak kültür
globalleşme ve kapitalizmin aynı dili konuşmasıdır.
Bireysel
çıkarcılığımızın toplumsal sorunları çözmede engel olması konusunu başka bir
yazımda ele almıştım, her sivil toplum örgütü her dernek belli bir zaman sonra
içerisindeki canlılığı kaybeder ya da zaten başta başka amaçlar için
kurulmuştur.Bu tür örgütlenmeler ve yapılanmalar ile ilgili dünyada çok fazla örnek
mevcuttur zaten.
Bireysel
sorgulama yetisinin artması temennisi ile...
Salih Yücel
GÜR
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















