11 Haziran 2020 Perşembe

Jean-Jacques Rousseau - Leo Damrosch







Gözlerinin zayıf olması gözlem yapmasını oldukça zorlaştırmasına rağmen, astronomi dalına da eğildi ve yıldızları öğrenme çabaları gülünç bir olaya yol açtı.Alttan bir mumla aydınlatılan, göz seviyesinde bir düzlemküre kurmuştu ve üşütmemek için kenarları sarkan yumuşak bir başlık takıp, ona fazlasıyla kısa gelen Maman’ın bir sabahlığını giymişti (sabahlığın manalı bir ismi vardı; pet-en-l’air – “havaya yellen"). Yoldan yukarı tırmanmakta olan birtakım çiftçiler, onu sihir yapan bir büyücü zannedip ortalığı velveleye verdiler ama neyse ki Rousseau'nun iki Cizvit arkadaşı onları yatıştırmayı başardı. Rousseau sabahlığı neden giydiğine dair bir yorumda bulunmaz. #jjrousseau #rousse #kitap #kitapönerisi #alıntı #alıntılar #oku #okumakgüzeldir #okumaközgürlüktür #leodamrosch
@ syucelgur'in paylaştığı bir gönderi ()







@ syucelgur'in paylaştığı bir gönderi ()




Bu gönderiyi Instagram'da gör

Neyse ki Dupin ailesi, Rousseau'ya iş verdi. Rousseau on yıl önce Chamhér'de yerinde sayarken, babasına, yazı yeteneği sayesinde asil bir beyefendinin yanında kâtip olarak iş bulabileceğini yazmıştı. Montaigu hiç kuşkusuz yanlış beyefendiydi, Dupin ailesi ise asil değildi; zenginlikleriyle gösteriş yapan, kendi çabalarıyla bir yerlere gelen burjuvalardı.Francueil'ün torunu George Sand, "emrinde müzisyenlerden, aşçılardan, asalaklardan, uşaklardan, atlardan ve köpeklerden oluşan bir topluluk var," yazmıştı. Yine de Dupinler dost canlısı ve akıllı insanlardı, üstelik bir kâtibe ihtiyaçları vardı. Francueil bir kimya kitabı konusunda yardım istiyordu; Rousseau ile birlikte hazırladıkları kapsamlı önsöz müsvedde aşamasının ötesine geçemedi. Baba Dupin politika ve ekonomi konularında yazmaya niyetliydi; Madam Dupin'in de kendi hedefleri vardı. Rousseau, bir anlamda araştırma görevlisi oldu ve 1746 ile 1751 arasındaki yılları kapsayan beş yıllk sūreçte bu işi (mütevazı bir maaş karşılığında) gayrete ve başarıyla yaptı.Mösyö Dupin, Kanunların Ruhu Üzerine adlı eseri 1748'de çıkan meşhur Montesquieu`yu çürütmek istiyordu ve diğer konuların yanı sıra iltizam usulüyle vergi toplanmasına karşı da eleştirel bir tutumu vardı. Yoğun uğraşların ardından, Observations sur l'Esprit des lois adlı gözlerden kaçan üç ciltlik bir dizi hazırladı. Birkaç arkadaşı bu eseri hazırlamasına yardımcı oldu, Rousseau'nun ise oldukça mütevazı bir rolü vardı, ama çok sayıda politik yazı okuması gerekti ki bu yazılar sonradan Toplum Sözleşmesi için sağlam temeller oluşturdu. J.J.Rousseau / Leo Damrosch #rousseau #montesquieu #leodamrosch #okumaközgürlüktür #okumakgüzeldir #kitapönerisi #kitaptavsiyesi #elit #ilberortaylı #celalşengör #halilinalcık #kanunlarınruhuüzerine
@ sygurblog'in paylaştığı bir gönderi ()

3 Haziran 2020 Çarşamba

Teşkilat-ı Mahsusa (Umûr-ı Şarkıyye Dairesi) Tarihi Cilt I: 1914-1916


Erzurum'dan 4 Eylül 1914 tarihli bir yazıyı “muhterem refiklerim" hitabıyla “merkez-i umûmîye" gönderen Dr. Bahaddin Şâkir, faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgiler verir." Burada yaptığı açıklamalar, onun oluşturduğu derme çatma kuvvetin yapılanmasını ve görev planlamasını ortaya koymaktadır.Kafkas Kolu imkânlar cercevesinde tamamlanarak sevk edilmiştir.Kafkasya tarafı genel komutanlığına Müfettiş Hilmi Bey atanırken, Jandarma Yüzbaşı Emin de komutan yardımcısı olarak maiyetinde bulunacaktır.İslâmsorlular, İdris Bey, Eyüp Paşa, Terkinik oğlu Mehmed çeteleri esas kuvveti oluşturup, Balaban aşiretinden geleceği ümit edilenler ve toplanacak Çerkes gönüllüleri de bu kuvvete katılacaktır.Adı geçen Pasin Kolu, aslında Müfettiş Hilmi Bey kuvvetidir.Merkez kuvveti olarak şimdilik karargâhı Hoşap civarındadır.



Dâhiliye Nezareti, hemen harekete geçer. Harbiye Nezaretinden konunun araştırılması için ilgililere gereken emrin verilmesini, Van Valisi Cevdet Bey'den de "bu adamın hüviyetiyle" sözü edilen meselelerin nelerden ibaret olduğunu bildirmesini ister.12.Kolordu Komutan Vekili Cevdet imzasıyla Başkumandanlık Vekâletine gönderilen cevabî yazıda, Savuçbulak Şehbenderliğinden alınan bilgide, Reşid'in on gün önce, 1. Kuvve-i Seferiye komutanıyla görüşmek üzere birkaç atlıyla beraber Rayet'ten Revandiz'e gittiği belirtilir. Savuçbulak Şehbenderliğince Urmiye'deki saygın ve güvenilir ileri gelenler arasında yapılan araştırma sonunda, halen Urmiye'de bulunan Nasturîlerle, "düşmanımıza daimî surette casusluk eden Amerika misyonerlerinden birkaç şahsın" iftiraları sonucundan başka bir şey olmadığı anlaşılır.Silah bulunduğu duyumu alınan mülklerde arama yapılmış, hiç kimse zarar görmemiştir."Reşid imzasiyle çekilen telgraf da bir gûne (türlü) vesika olmayıp dolaştığı mahallerde îka’-1 hasar (hasar verme) ve efkâr-ı umûmîyeyi tahdişden (kurcalamaktan) başka hizmeti" görülmemiştir. Gade(?)'ye firarı üzerine, Van Valisi Cevdet Bey tarafından silahlarının alınarak Urmiye havalisine geri dönmemesi emredilmiştir.

Van Valisi Cevdet Bey, Dâhiliye Nezaretinin yazısını cevaplaya şu bilgileri aktarır: Rayet'ten telgraf çeken, Çerkes Reşid'dir.Ömer Naci Bey Müfrezesiyle gelen Reşid, Rûşenî Bey'in ayrılmasından sonra,40 süvari çetesini idareye görevlendirilir. Bu adamın Gümülcine'deki hâlini işitince,Cevdet Bey, İran'da faaliyet göstermek üzere İstanbul'ca seçildiğini göz önüne alarak, işe yarar diye ümitlenir.Rusların tahliyesiyle Urmiye'ye giren Reşid, kasadarı olan Kafkasyalı İbrahim Ağa isimli bir hırsızla beraber, Urmiye'deki zengin Ermeni ve Nasturîlerle, İran Hanlarından önemli miktarda para almaya teşebbüs eder.Daha sonra bir taburla ulaşan Ömer Naci Bey, Reşad Bey ve Nuri Bey'in karşı çıkmasıyla, hemen Salmas'a geçer ve orada Cevdet Bey'e rastlar.Çapulculuktan ibaret olan Gümülcine parasıyla İzmit'te edindikleri çiftliğe, daha bir iki çiftlik ilaveye çalışacağını pervasızca söylemekten “hayâ etmeyen
böyle adamların" nasıl olup da gönderildiklerine Cevdet Bey hayret etmektedir. Salmas muharebelerinin ardından emir ve tebliğlere aykırı olarak Urmiye tarafına savuşan Reşid, fırsattan istifadeyle emellerine kavuşmanın peşindedir. Bu anlaşılınca derhal Urmiye görevlileri ve Müfreze Komutanı haberdar edilir. Ruslar geliyor, diye Urmiye’de ortaya çıkan heyecandan korkan Reşid, Savuçbulak tarafına kaçıp gitmiştir."


Kasım - Aralık 1915

Harbiye Nâzırı Enver Paşa, 3. Ordu Komutanlığından, Hezek köyü civarında bulunan Ömer Naci müfrezesinin takviyesini ister.Bu arada Çerkes Ethem komutasındaki 500 kişilik “mücahid grubu" da Ömer Naci'ye yardım etmek için bölgeye gönderilir.Hezek köyünde yığınak yapan binlerce isyancı, kendilerine yapılan silah bırakma şartıyla sulh teklifini reddedince, şiddetli catışmalar meydana gelir. Ömer Naci müfrezesinden ikisi subay yaralı, üç şehit verilir. Yardıma gelen kuvvetlerle etkinliği artan Ömer Naci'nin isyancılara son çağrısı karşılık bulur ve çatışmalar sona erer.

İsyancılar, kamu mallarına verdikleri zararları karşılayacaklarını, borçlarını ödeyeceklerini, Midyat'ın diğer kesimlerindeki asilerin de silahlarını teslim etmelerini sağlayacaklarını Ömer Naci'ye bildirirler. Bu haliyle isyanın bastırıldığını, artık yerel idari kuvvetlerin otoriteyi yeniden kuracaklarını değerlendiren Ömen Naci, asıl hedefleri olan İran’a hareket etmelerine izin verilmesini 12. Kolordu Komutanlığına arz eder. Bu arada 4. Ordudan isyan için gönderilen taburun toplarıyla beraber kendi emrine verildiği takdirde, bir ay içinde Tebriz'e gireceğini söylerse de Enver Paşa taburun bölgeden ayrılmasına müsaade etmez, top isteğini onaylar.Kendisinin emrindeki birlikle Musul Valisinin emrine girmesi bildirilir. Bu sırada Savuçbulak’ı ele geçiren Rusların, Musul istikametinde Osmanlı sınırlarını geçeceği düşünülmektedir.Sınır sevk edilen Ömer Naci'nin kuvveti 650 süvari ve piyade ile bir da topundan ibarettir.



21 Mayıs 2020 Perşembe

Devletlerin Bürokrasi ve Diplomasi Dilinde Bilgi Faktörü


Bilginin Gücü


Bilginin gücü göstermiştir ki bireyleri yönlendirmede etkili, bireyleri anlamada güçlü bir anlam ifade etmektedir.Bilginin aktarımı iletişim kaynakları ile gerçekleşmektedir.İletişimin kalitesini belirleyen unsur aynı kültürü paylaşan bireyler arasında gerçekleşirken diğer yandan aynı bilgi düzeyini de gerektirmektedir.


Bilgi onu ele alan bireylerin bakış açısı ve onu kullanabilme yeteneklerine göre bir sanata dönüşebilir.Bireylerin dünyaya olan bakış açısı ve pencerelerinin genişliği sayesinde bilginin kullanım alanları farklılık gösterir bu alanlar günlük hayat olduğu gibi, devletlerin sistemlerinin yeniden dizayn edildiği şirketlerin yeni örgütlenmelere gittiği dönemler gibi farklı alanlar olarak farklılık gösterebilmektedir.

            Bilginin işlenmesi sürecinde önemli etkenlerden biri olan bireyin zihniyeti evrensel anlamda yaşadığı dönemdeki dünyayı algılayışı bilginin işlenmesinde üst düzeyde bir bakış açısı katar, burada tarihteki dehaların yaşadıkları dönemi algılamaları ve kavramaları özellikle araştırılması ve okunması gereken bir konudur.
           
Devletleri yöneten bürokrasi ve bu bürokratik kadroların eğitilimli bireylere ait olması bir devletin gerçekten gerçekliğe olan bakış açısını ve atacağı adımları da belirlemektedir.Diğer unsurların çoğu sadece ama sadece bu kadrolara yardımcı olabilecek nitelikteki zihniyetleri taşımaktadır.Toplum ile devleti bir araya getiren yardımcı unsurlar sadece devletin toplum tarafından algılanmasına yardımcı olabilir.Ancak gerçekte devletler hiç bir zaman bu yardımcı unsurlar tarafından yönetilmez.
           
Dönem dönem devletlerin bu yardımcı unsurlar ile yönetildiği görülmüştür.Ancak bu yardımcı unsurlar ne yaptığının farkında dahi değildirler.Zamanla yaptıkları hataları anlamakta ve bu bürokrasinin mantık düzleminde kurduğu bilgi akışına ses vermek zorunda kalmaktadırlar.

Her devletin kendisine ait bir elitler kesimi ve danıştığı ekol isimler mevcuttur.Devletler toplumlara yönelirken bu kesimlerin fikirlerini almak zorundadır.Zamanla görülmüştür ki ne zaman devlet bu kesimlerin fikirlerini almamış ve kendisi hareket etmeye kalkmıştır yanlış adımlar atılmaya başlanmış demektir.Buradaki elit tanımını Türkiye’deki saçma elit algısı ile karıştırmamak için konu ile ilgili diğer bir yazımı size öneriyorum (http://salihyucelgur.blogspot.com/2017/08/bireyin-elit-bireyi-ve-kesimi.html )        
Bilginin test edebilebilir olması bilginin garantisini içermektedir.Bilgi bir süreçtir temelinden ele alırsak bilgi bir veridir bilim bu veriyi ele alır inceler ve yalanlarını elemeye başlar böylelikle bilim gerçekleşmeye başlar.Örneğin biyoloji alanının ortaya çıkışı fikren çok sancılı olmuştur burada fizikçiler ile biyolojiciler tartışma yaşamıştır.Bu konu ile ilgili ‘’ Biyoloji Budur ‘’ isimli kitap okunabilir.Dünyamız artık bir bilgi çağı dönemini yaşamaktadır zihinlerimizde ancak bu çağın getirileri ve götürülerini iyi hesaplamak gereklidir.Akademik disiplinler ortaya çıkarken ya yeni bir alan olarak ortaya çıkarlar, ya da günümüzdeki gibi farklı ancak birbirileri ile bağlantılı olarak ortaya çıkmaktadırlar.

Veri, enformasyon, bilgi ve bilgelik adım adım bu aşamalar incelendiğinde bilgelik noktasına ulaşılır.Verinin güvenilir ve gerçekliği iyi yansıtması bütün temel düzenin sağlamlığının göstergesidir.Herhangi bir akademik alan ile ilgili ciddi kaynakların incelenmesi ve okunması süreci bireyin önce veri elde etmesine daha sonra bilgilenmesine ve bilgiyi elde etmesine en sonunda ise bir bilgelik ile bunu taçlandırmasına yol açar.Yaşadığımız dünya artık bir bilgi dünyası haline gelmiş ve bunun sonunun olmaması bizim gibi doyumsuz insanların en benimsediği ortak temel noktayı oluşturmuştur.

Veri kaynaklarının sorgulanması bilginin gerçekliğe olan yakınlığını sorgulamak demektir.Kaynak ne kadar kaliteli ise gerçekliğe yakınlık da o derece isabetlidir.Diğer yandan veri kaynakları bilgiyi kendileri yeniden yorumladığı için veriyi okuyan bireyin de yansıttığı bilgi parçacığını dikkatli ele almak gereklidir.

Dünyada artık milletlerin dillerinin üzerine yeni bir kültür ve yeni bir dil çıkmaya başlamıştır bu bilginin dili farklı alanları etkilemekte ve ayrı ayrı diller çıkartmaktadır.Bürokrasinin diplomasinin dili gibi diller de bu bilginin dilinden etkilenmiş ve kendilerini yeniden bir reforma sokmuştur.Soyut olan bu kavramlar dönem dönem değişkenlik göstermişlerdir.Özellikle bürokrasiyi ele alırsak ki bizim gibi biraz daha geriden gelen ülkelerde bürokrasi kısmı daha anlaşılır bir örnek olacaktır. 1950’li yılların bürokrasisi ile günümüzün bürokrasisi çok farklıdır.Devletin bürokratik kadrolarının bilgelik alanları bu yüzden önemlidir.Bilginin gücü dünyaya devleti entegre eden temel unsur halini almıştır yaşadığımız bu dönemde.

Bürokrasi ve diplomasi gibi diller artık bilginin dilinden tam anlamıyla faydalanmaktadır.

Salih Yücel GÜR


History Books Collection and Old Maps Of The World





7 Mayıs 2020 Perşembe

Hitler’in Ordusu Nazi Savaş Makinasının Tarihi 1939-1945


2 Ağustos 1934 tarihinde bütün Alman askerlerinin şu yemini etmesi kararlaştırıldı:

“Tanrı’nın huzurunda yemin ederim ki Alman Reich’ının ve halkının lideri ve Wehrmacht’ın (Savunma Kuvveti) yüce kumandanı Adolf Hitler’e daima kayıtsız şartsız itaat göstereceğim ve cesur bir asker olarak, gerektiği zaman bu yemin uğruna canımı feda etmeye hazır olacağım.”

Adolf Hitler… Sadece Almanya’nın değil, dünyanın tarihini kökünden etkileyen Alman politikacı, siyasi lider ve devlet adamı… Her ne kadar olayların gidişatı, bu inancının yanlış olduğunu ortaya çıkarsa da Hitler, siyasi becerilerine denk sıklette askerî becerilere sahip bir strateji kumandanı olduğuna inanıyordu. II. Dünya Savaşı’nda Alman ordularının muharebe etme şekilleri üzerindeki etkisinin gittikçe artması hazin sonuçlar doğurdu. Tüm dünya artık tek bir şeyi konuşuyordu: Hitler’in Ordusu.

Aslında ne Nazi savaş makinesi yenilmezdi; ne de askerleri ırkçı Nazi propagandasının olduklarını iddia ettiği “süperman”lerdi. Gerçekte Alman askeriyesi çok ciddi kısıtlar altında çarpışmaktaydı.

Elinizdeki kitap, Hitler’in kara kuvvetlerinin, 1939-40’taki zafer günlerinden 1945’te başlarına gelen nihai felakete kadarki gelişimine odaklanmaktadır. Aynı zamanda, Alman ordusunun ve bağlantılı grupların şöhretlerini nasıl kazandıklarına ve bu şöhretin ne ölçüde hak edilmiş bir şöhret olduğuna açıklık getirmektedir.

Hitler’in savaş makinesinin olmazsa olmaz araç-gereç ve teçhizatlarını betimleyen büyüleyici bir çizim ve fotoğraf koleksiyonu da dâhil pek çok detaylı konuya ışık tutan görselleri ile Timaş Tarih tarafından 2015 yılına damgasını vuracak bir görsel tarih çalışması!














30 Nisan 2020 Perşembe

Diaspora ve Ana Kurucu Unsur İkileminde Çerkesler


Çok farklı halklardan oluşan ülkemizin temel sorunlarından biri de diaspora söylemi ve ana kurucu unsur söyleminin çatışmasıdır.

Ana kurucu unsur olmak bir ülkenin ya da bir alanın herhangi bir dalında ya da alanının kuruluşunda yer almak demektir. Çerkes kimliğinin bir üst kimlik olarak görülmediği konusuna burada girmek istemiyorum çünkü o çok ayrı cahilce ve saçma bir iddia idi ve süresini doldurdu.

Ana kurucu unsur olma söylemini kullanan diaspora düşüncesindeki Çerkesler’in bu temelden ayrılamamaları saçmalamalarına yol açmaktadır.Ancak bunun çoğunluk olarak kendileri de farkında değillerdir. Türkiye Çerkesler için bir diaspora mıdır ? değildir.

Yakın zamanda Cumhuriyetimizin 100.yılını kutladık ve çok farklı halklar olarak bu bayramı coşkulu şekilde kutladık bu süre zarfında dünyadaki Çerkeslerin dağılımına bakıldığında en fazla nüfus Türkiye’dedir.Zaten diğer ülkelerdeki bazı Çerkes sitelerinin de mutlaka Türkçe yayın yapmasının sebebi de budur iyi ya da kötü niyetli.Çerkesler kendileri iste de istemese de bu ülkenin kurucu unsuru olarak tarihte yerlerini almaktadırlar.

Ülkemiz kurulurken çıkan isyanlarda Çerkeslerin rolü var mıdır ? vardır.Ancak şöyle bir durum var, ülkemiz kurulurken isyan etmeyen bir halk neredeyse yoktur.Zaten Ulus kimliğinin önemi de burada ortaya çıkmaktadır.Cumhuriyetin kuruluşu dönemini ele aldığımızda etnik ve dini isyanların dış devletler tarafından desteklendiğini bilmekteyiz.Bugün ise bu etnik ve dini ayrılıkları farklı bir şekilde hukuki bir boyut ile destekleyen devletler ve yapılar mevcut.

Türkiye artık Çerkesler için bir diaspora değildir.Çünkü Çerkesler Türkiye’de 100 yıldır yaşayan ve diğer devletlere göre en fazla nüfusu ile yaşayan ayrıca ana kurucu unsur olmuş bir kimliğe sahiptir,buradaki kimlik illa ki hukuki bir kimlik değildir kültürel bir kimliktir.Zaten ülkemizin ana kurucu unsurunun kimlik anlayışı ırki bir anlayış değil ulusal ve üniter yapılı bir devlet içerisinde Ulusal bir kimlik anlayışıdır.( Burada Türkçülüğün iki kolu okunmalı çünkü Türk kimliğini farklı algılayan unsurlar ile etnik kimlerlerin çatışması bu noktadan çıkmaktadır. )

Ana kurucu unsur olmuş bir kimliğin hala diaspora olarak Türkiye’yi görmesi bunun altında başka sebeplerin yattığını göstermektedir.Bu sebepler, bu fikri yayan bireylerin fikri anlamda bir çatışmayı tetiklemesidir.Kaldı ki yakın zamanda yaşadığımız bir süreç olarak Çerkes kimliğinin bir tetiklenmesi ve popüler olan Çerkes Ethem bey olayı üzerinden bir rant sağlanmaya çalışılması dikkatli şekilde analiz edilmelidir.Bu olaylar üzerine Çerkesler dışarıdan bir kaynak ve birey ile hareket etmemelidir.

Türkiye’de her halka bir kelime dağıtıldı Ermeniler’e Jenosid Soykırım uydurması.Çerkesler’e  diaspora, kimlik ve dil uydurması böylelikle her halkın ateşleneceği tetikleneceği bir zemin oluşturuldu ve bu zemin yakın zamanda ortaya çıkmadı, ülkemizin kuruluşundan bu yana süre gelen süreçte ara ara yoklanmakta.

Bakın özellikle Çerkes kimliğinin sadece Adige halkına indirgenmesi bile nasıl başladı önce dernekler ayrıldı, Çerkesler birbirine kırdırıldı daha sonrasında ise Çerkes = Adige denildi.Burada Çerkes = Adige diyenlerin kaçı acaba sadece Türkiye tarihinde Adige’lerin yaptığı ortaya koyduğu yanlışları ya da doğruları ele alabilir eleştirebilir, bu konuda bilgileri nedir ? Dönüp durup Çerkeslerin sadece Adigelerden oluştuğunu söylemekte ve diaspora söylemi üzerinden onlardan önce kurulan dernekleri alt etme çabasındalar.Ancak kendileri de dernek olunca aynı şekilde kendileri de eleştirdikleri dernekler gibi sessiz kaldılar.

Ne işimize yaradı ? sadece bölündük ve kullanılmaya daha da hazırız...

Burada sanılmasın ki sadece Çerkesler, Ermeniler, Kürtler gibi halklar tehlikede ve kullanılabilir bir kimlik potansiyeline sahip, aynı zamanda ulus kimliği olan Türk kimliği de etnik bir kimlik olarak algılanmaya ve algılatılmaya çalışılmış ve kullanılmaya çalışılmıştır.

Türkiye’deki din ve kimlik sorununu kullanan örgütlenmeler ve yapılar dikkatli şekilde incelenmeli kültürlerin dezenforme olmalarını ele alacak bireylerin önce buradaki dezenformasyon ve kullanılma tehlikesini görmeleri gerekmektedir.

Evrensel anlamda bir kültürel dezenformasyon mevcuttur, bunun sebebi devletler değil yaşadığımız çağın getirdiği bir ortak kültürün doğuşudur.Buradaki ortak kültür globalleşme ve kapitalizmin aynı dili konuşmasıdır.

Bireysel çıkarcılığımızın toplumsal sorunları çözmede engel olması konusunu başka bir yazımda ele almıştım, her sivil toplum örgütü her dernek belli bir zaman sonra içerisindeki canlılığı kaybeder ya da zaten başta başka amaçlar için kurulmuştur.Bu tür örgütlenmeler ve yapılanmalar ile ilgili dünyada çok fazla örnek mevcuttur zaten.

Bireysel sorgulama yetisinin artması temennisi ile...

Salih Yücel GÜR