Çocuklar gibi ağlar güler severiz
Parça parça olsak da biriz
Gece çökse de yüreğimize
Sabah gülümsetir bizi yine
Yeniden buluruz kendimizi belki
Bir çocuğun gülümsemesinde...
Salih Yücel GÜR
Yaşadığımız dönemde olağanın dışında kültürler bir değişim
süreci içerisindedir, ancak bu normal bir değişim süreci değildir.Bu süreç
kültürlerin çoğu geleneğini yok eden bir süreçtir, özellikle çok fazla etnik
kökene sahip ülkelerdeki bu değişimin algılanması ise bireyin eğitimi ve
dünyayı ne kadar görebildiği ile alakalıdır.Ülkelerdeki etnik gruplar başta
suçluyu devlet olarak algılamakta ancak değişimin evrensel olduğunu
görebilenler bu konunun devletler ile alakasının olmadığı, devletlerin bu
konuya bu dönemde eğilmediklerini algılayabilirler.
Diğer dönemlerde devletlerin bu konuya eğildikleri ele aldıkları
dönemler elbette olmuştur.Zaten birey de yine böyle bir döngünün içerisine
girdiğini düşünmektedir.Tarihte olmuş bir olaylar zincirinin içerisine yeniden
girdiğini düşünerek etnik milliyetçiliğini ateşlemektedir, ancak farkında
olmadığı bu değişimin evrensel olduğudur.
Değişim kimi zaman bazı
geleneklerden kurtulmak kültürümüzü yeniden tanımlamak demek olsa da, bu
değişimin pozitif ve negatif yanlarının olması özellikle dikkat edilmesi
gerektiğinin de göstergesidir.Bu evrensel değişim aslında bize bir kavram daha
hediye etmiştir bu kavram ‘’ Z Kuşağı ‘’ kavramıdır.Bu kavram üzerinden bu
kavramı temsil eden bireylerin kültür algısını incelemek ise çok ayrı
derinlemesine yapılması gereken bir çalışmadır aslında.Diğer yandan bu kuşağın
bir noktadan sonra yeni bir kültür ile yaşamlarına devam etmesi ise dünyanın
değişiminin göstergesidir.
Yerli üretim tanımının değişmesi
bize dünyadaki bu kültürlerin bazı geleneklerinden vazgeçtiğinin ekonomik
olarak yansımasıdır, diğer yandan dünyanın kültürler açısından yavaş yavaş da
olsa bir bütünleşme sürecine girdiğini göstermektedir.Bu tanımlama öncesinde
üretimde her parçanın yerli olmasına dayalı iken, bugün parçaların en iyilerini
kullanmak suretiyle üretimin gerçekleştirilmesi yerli üretimin gerçekleşmesi demektir.Buradaki
kavram olarak yerli üretim kavramındaki önemli nokta bir değişim göstermiş ve
kavramın tanımlaması değişmiştir.
Dünyanın bir bütün olması en azından
kültürel olarak bir bütün olması elbette bilime en çok yatırım yapan
milletlerin ve jeopolitik önemi olan ülkelerin bir arada olmasını
gerektirir.Jeopolitik kavramı çok yönlü bir kavram olduğu için bu kavramın devletten
topluma siyasetten dış ilişkilere her alanı etkilemesi günümüzde gayet
doğaldır.Önemli noktalardan biri olan diplomasinin dilini dahi bilgiye dayalı
bir dil olarak ele alan bu yaşadığımız dönem, aynı zamanda artık
diplomatlarımızın kalitesini diplomatlarımızın diğer kültürler ile iletişime
geçtiğinde o kültürleri ne kadar tanıdığı ve tanıdığını ne kadar yansıttığı ile
ölçülmektedir.
Bizim gibi jeopolitik öneme sahip sınırları
olan ülkenin diplomat yetiştirmekte özenle davranması gayet doğaldır.Diplomasi
dünyamızda gerçekten ülkemize çok avantajlar kazandıracak bir dildir.Kültürler
ise bu dile yardımcı şekilde ilerleyecek değişecek ve hatta diplomasiyi de
yeniden şekillendirecek normlardır.
Salih Yücel GÜR
Çağımız artık bilgi çağı ancak bilgiyi sorgulama kaynağını sorma çağı değil.Çağımız kişisel gelişim, aktivist hareketler, demokrasi , özgürlük v.b gibi kavramları sorgulamadan alelade şekilde kullanma çağı.Bu kavramlardan bazıları değerli ve önemliyken bazıları ise sonradan uydurulmuş içi boş olan kavramlar, popüler kültürün bizlere sunduğu ve hızlıca tüketmemiz gereken basit bir dil ile bizlere gelen ve bizleri sözde mutlu eden kavramlardır.
Önemli ve değerli kavramların sorgulamasını yapabilmek bile belli bir zaman içerisinde gelişen sorgulama yeteneği ile oluşmaktadır.Buradaki kavramlar ‘’ demokrasi ve özgürlük ‘’ örneğinden yola çıkacak olursak bu kavramlar aslında sözde insanoğlunun kurduğu hayatında çok önemli kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır.Ancak bu kavramların tanımlanması bireylerin bir anda bilgi saldırısına uğraması ile başlar, bu kavramların nasıl ortaya çıktığını dahi araştıramayan birey bir anda demokrasi ile ilgili ahkam kesme noktasında bulur kendisini.
Nedir Medeniyet ?
Medeniyet başta bizi doğanın zorluklarına karşı koruyan bir kavramdı.Daha sonrasında bizlere ev oldu silah oldu ve en sonunda birbirimizi vurduğumuz ve tanımlayamadığımız bir kavram ve bugün çok kullandığımız bir boşluk olarak karşımıza çıktı.Bugün medeniyet nedir peki ? internet üzerinden birbirimiz ile sözde iletişime geçmeye çalıştığımız bir boşluk.Türlü uygulamalar ile insanlara ulaşmaya çalışmak ancak ulaşamamak, çünkü iletişim araçlarını insanların kullanım seçeneklerine sunuyoruz bunu yaparken de özgürlük kılıfını kullandık.Diğer yandan iletişime geçebileceğimiz bu kadar olanak varken iletişime geçmenin bir değeri kalmamış oldu çünkü herkes elimizin altında.Anında herkese ulaşabilir toplu bir mesaj özelliği ile herkese bayram v.b gibi mesajları gönderebilirsiniz.
İletişim çok hızlı bir süreç haline geldi bunun çok iyi noktaları var evet ancak karşınızdaki yani iletişime geçtiğiniz kişinin sizi anlayabildiği algılayabildiği kadar, diğer noktalarda ise iletişim değil de bir boşluk haline geldi.Bugün insanlarımızın başta gelen sorunlarından bir tanesi de bu galiba, anlaşılamamak ve bunun sonucunda bir yalnızlık hissi.
İletişim, medeniyet, özgürlük , demokrasi, kavramların algı dünyamızdaki karşılığını ölçtüğümüzde aslında nereye varmak istediğimizi de anlamış oluyoruz bu kavramları nasıl tanımladığımıza gelemiyorum bile çünkü tanımlayamadık, özellikle bizim toplumumuzda görülen bir sorunken artık bütün dünyada bu sorun bütün insanlığın sorunu olmaya başladı.Ortak bir kültür oluşturamamış bir ülkenin bireyi olarak bu konuları en iyi bilen biziz galiba, tabi ki sorgulama sürecinden geçirebildiğimiz kadar.Okuduklarımız ile taşıdığımız veri deposundan bilgileri işleyebildiğimiz kadar.
Aydın insanın görevi bu ve buna benzer sorunlarda bir ışık yakmaktır ancak bizde bu ışığı yakanlar genelde kenarda köşede isimler olmaktadırlar.Zaten o isimleri de sadece ilgilileri araştırır ve okur diğer türlüsü düşünülemez.Toplumlar genelde genel geçer doğruları duymak isterken gerçeklere karşı bir tutulma yaşarlar.Toplumlara gerçekler açıklanmak zorunda kaldığında genelde benzetmeler yapılır yöneticiler tarafından çünkü anlaşılabilir olması ve konunun biraz da olsa çağrışım yapması istenir.Ancak konuyu derinlemesine hiçbir zaman ele almayız.Çağımız derinlemesine inmeden araştırmadan bilgiyi dahi hızlıca bularak tüketme çağı olduğu için hızlı tüketmeyenler ile hızlı tüketenler arasında bir iletişim kopukluğu da baş göstermektedir.
Kavramları ve onların kökenini öğrendiğimiz ve bu konular ile ilgili akademik disiplinlerin farklı yorumlarını yansıttığımız günler görmek dileğiyle…
Bu gönderiyi Instagram'da gör@ sygurblog'in paylaştığı bir gönderi ()
(Bölüm:8 Evren'in Doguşu Ve Yazgısı)
" elementleri yaratmış olan önceki kuşak yıldızların da yıldız kümemizin tümü için gerekli olduğu biçiminde genişletebilir. Ama ne tüm bu diğer yıldız kümelerine ne de evrenin böylesine düzgün ve büyük ölçekte her yönde aynı oluşuna gerek var. "
(Bölüm:8 Evren'in Doguşu Ve Yazgısı)
"Üstelik, ilerlemenin baş döndürücü hızı, okulda ya da üniversitede öğrencileri çabucacık eskitiyor. Yalnızca az sayıda birkaç kişi, bilginin hızla ilerleyen ön saflarına ayak uydurabiliyor; bunlar da tüm zamanlarını harcayıp ancak dar bir alanda uzmanlaşabiliyorlar. Nüfusun geri kalanının yapılan ilerlemelerden ve bunların yol açtığı heyecandan çok az haberi oluyor. Yetmiş yıl önce, Eddington'a inanılırsa, genel görelik kuramını anlayan yalnızca iki kişi vardı. Bugünlerde on binlerce üniversite mezunu anlıyor bu düşünceyi, milyonlarca kişinin ise en azından bir tanışıklığı var. Eğer tam bir birleşik kuram ortaya çıkarılırsa, zaman içinde o da aynı biçimde sindirilip basitleştirilecek ve en azından kaba çizgileriyle okullarda okutulacaktır. İşte o zaman evreni yöneten ve varlığımızın sorumlusu yasaları hepimiz anlayabileceğiz. "
(Bölüm:10 Fiziğin Birleştirilmesi)