Müslüman âlimler, Allah’ın tabiatı ve tevhidin teslîsten üstünlüğü hakkında hıristiyanlarla tartışmaya girdiklerinde karşı tarafın Aristo mantığını ve eski Yunan filozoflarının fikirlerinden hareketle cevap vermeleri müslüman âlimlerde ve hükümdarlarda aklî ilimlere karşı ilgi uyandırmış, bu ilgi onları mevcut ilim ve düşünce ürünlerini Arapça’ya çevirmenin gerekli olduğu fikrine götürmüştür. Bu bağlamda Câhiz’in er-Red Ǿale’n-naśârâ adlı eserinde bilhassa hıristiyan olan Bizanslılar’la kadîm hükemâ arasında yaptığı bilinçli ayırım önemli fikirler vermektedir. Buna göre sıradan insanlar hıristiyanların ve Bizanslılar’ın hikmete ve beyana sahip bulunmadıklarını, yalnızca oymacılık, marangozluk, tasvir ve ipek dokumacılığında becerikli olduklarını bilselerdi onları edip diye görmekten vazgeçer, filozof ve hükemâ kayıtlarından adlarını silerdi. Çünkü mantık kitapları, el-Kevn ve’l-fesâd ve el-Âŝârü’l-Ǿulviyye gibi eserler ne Bizanslı ne de hıristiyan olan Aristo’ya aittir. el-Mecisŧî’yi yazan Batlamyus da ne Bizanslı ne de hıristiyandır. Uśûlü’l-hendese’yi kaleme alan Euclides veya tıp kitabını yazan Câlînûs da Bizanslı veya hıristiyan değildir. Aynı şey Demokritos, Hipokrat, Eflâtun ve daha birçokları için de geçerlidir. Bu insanlar yok olup gitmiştir; fakat onlar aklî mirası yaşamaya devam eden bir milletin, Yunanlılar’ın üyeleriydi. Yunanlılar’ın Bizanslılar’dan farklı bir dinleri ve farklı kültürleri vardı (er-Red Ǿale’n-naśârâ, s. 314, 315).
4 Nisan 2018 Çarşamba
29 Mart 2018 Perşembe
16 Mart 2018 Cuma
Bireysel ve Bilgisel Silahlanma
İnsanoğlunun
tarihinde geçmişten günümüze kadar olan süreci incelediğimizde silahlanmanın
aslında çok farklı şekillerde ve yapılarda olduğunu görebiliriz.Bireylerin
yaşadığı toplumlara ve sosyal çevreye göre değişen silah ve silahlanma,savunma
çeşitleri ve yöntemleri günümüzde çok farklı bir şekil almış
durumdadır.Teknolojinin ve iletişimin çok hızlı bir boyut kazanması ile
silahlanma artık çok farklı bir boyuttadır.
Geçmiş
dönemlerde bireylerin savaşmak ve kendilerini korumak için karşı bireylere
karşı edindiği silahlar kesici delici aletler olarak nitelendirilebilirdi daha
sonrasında ise tabanca barutun keşfi ile ortaya çıktı.İlerleyen zamanlarda ise
kimyasal silahlardan olan nükleer silahlar baş gösterdi.
İnsanoğlunun
içerisinde bulunan içgüdüsel bir davranış olan silahlanma aslında her bireyin
kendisini savunma esaslı olarak ortaya çıkmıştır.Bir devletin silahlanması o
devletin içerisindeki bireylerin devletten beklediği kendi içgüdüsel koruma
ihtiyacının göstergesinden ibarettir.
Bugün
artık dünyamızda iki tip silahlanma biçimi baş göstermektedir;
a-) Bireysel Silahlanma
b-) Bilgisel Silahlanma
Bireysel
silahlanmayı sadece bireyin kendi çabaları ve ekonomik geliri ile silah
edinmesi olarak görmemeliyiz.Bir bireyin yaşadığı devlet içerisindeki kendisini
koruma ve savunma içgüdüsünden ortaya çıkan silahlanma biçimine de bireysel
silahlanma denilebilir.Buradaki bireysel silahlanma konusunu ele alır iken
sadece ama sadece bireyin kendi imkanlarını değil.Bireyin etki ettiği
mekanizmaları ve sistemleri de ele almak gereklidir.
Bilgisel
silahlanma ise bugün ortaya çıkmış devletlerin ve şirketlerin her alanda
birbirleri ile karma şekilde yarıştığı bir koşudur.Bu koşu ile ilgili her türlü
bilimsel akademik çalışma özenle verilere dökülür ve özenle saklanır.Bu tür
verilen ve arşivlerin çoğunlukla normal bireyler tarafından ulaşıma kapalı olması
gereklidir.Bilgisel silahlanma örneğini gördüğümüz yüksek düzeyde teknolojiye
sahip devletlerin bireyler ile iletişime geçmesi çok farklıdır.Bireyleri ve
kendi toplumlarını yönlendirmesi ve yönetmesi ise gerçekten çok kurnazcadır.
Bu silahlanma
şekillerini kısaca inceledikten sonra ABD ve Sovyetler arasında imzalanan
nükleer silahlanma ile ilgili araştırma yapılamayacağına dair bir antlaşmayı
sizlere hatırlatmak isterim.Bu antlaşmaya göre suyun ve toprağın üzerinde
herhangi bir nükleer silah araştırmasının yapılmayacağını birbirlerine vaat
eden bu iki büyük güç bu antlaşma sonrasında nükleer araştırmalarını toprağın
altında yapmaya devam etmiştir.
Bugün tabi ki silahlanmayı sadece ama sadece tabanca ve ateşli silahlar
olarak sınırlı bir hale getirmek yanlıştır.Bugün o kadar büyük ve zararsız gibi
gözüken silahlar icat ettik ki sanal ortamdan istediğimiz bilgiyi kurgusal
gerçeklik ile kurgulayabilir içerisine biraz ideoloji entegre edebilir ve
toplumlara birer inanç sunabiliriz.Bu tür çalışmaların hala yapıldığını
yaşadığımız ülke üzerinde yazılan akademik çalışmalarda görebiliyoruz.Diğer
yandan elbette objektif ve gerçekten akademisyen olan gerçekleri yazan yabancı
akademisyenler de mevcuttur…
Silahlanma ne kadar kötü gibi gözükse de güç dengesi bakımından tam anlamıyla bir raya oturduğunda aslında barışı sağlamak için en iyi yöntem olarak gözükmektedir.Geri kalmış ülkelerin silahlanmak ve kendilerini korumak için gelişime daha açık olduklarını görebiliriz.Kimi toplumlarda ise onlara saldıran büyük devletler bilgisel silahlanma ile onları dezenforme edebilmektedirler.
Silahlanma ne kadar kötü gibi gözükse de güç dengesi bakımından tam anlamıyla bir raya oturduğunda aslında barışı sağlamak için en iyi yöntem olarak gözükmektedir.Geri kalmış ülkelerin silahlanmak ve kendilerini korumak için gelişime daha açık olduklarını görebiliriz.Kimi toplumlarda ise onlara saldıran büyük devletler bilgisel silahlanma ile onları dezenforme edebilmektedirler.
Salih Yücel GÜR
8 Mart 2018 Perşembe
Kurgusal Gerçeklik
Kurgusal gerçeklik
Eğer sizin de bir kurgusal gerçekliğiniz
var ise siz de inanç denilen nehirden istediğiniz kadar içebilirsiniz.Bugün
kurgusal gerçekliği kullanan ideolojik gazeteler mevcuttur.Onlar sizlere
fikirlerini pomplamak için resim video v.b gibi aracıları çarpıtarak
yansıtırlar.
Bugün bu metodu psikolojik harp
teknikleri ile birleştiren birimler mevcuttur.Hatta ve hatta bugün değil dün
yani geçmişte bile vardır kurgusal gerçeklik.
Aynı yukarıdaki fotoğrafdaki gibi ön
planda bir portakal arkasında ise bir tavşan gözükmektedir.
Bugün ideolojiler üzerinden her türlü
kurgusal gerçeklik ortaya koyan psikolojik harp metodları uygulayan birimler
mevcuttur.Bunlar birer hikaye ve saçmalık olarak gelebilir ancak eğitim ile
saldırmak bir toplumda çok büyük ve uzun dönemler kapanmayacak ve
toparlanmayacak yaralar oluşturur.
Bugün toplumumuzda olan oluşan
sorunların çoğu bu tür bir saldırı tipinden kaynaklıdır.Eğitim ile saldırıların
olduğu aşağılanmaların olduğu ve bizlerin bunun farkında bile olmadığımız bir
dünya,elbette ilgi çekici hiç olmaz ise bunları tek tek detaylandırıp bulan ve
aptallar diyecek bireylerin toplumdan çıkması.
Ancak diğer yandan bu tür hikayelere
ideolojileri yüzünden kapılan ve inanan ve girdabın içerisinde sürüklenen çok
insanımız var bu kurgusal gerçekliklerden bir tanesi resmi tarih tezidir.Resmi
tarih tezine göre devletler kendi tarihlerini yazmış ve toplumlara bunu entegre
etmek için kendi tarihlerini okullarda ders olarak okutmuştur.Yani bir nevi
tarih biliminin bir nevi bazı konularda sakladığı bilgilerin olduğunu iddia
eder ve belge ve kanıt yerine gazete haberleri ideolojik olan bireylerin
yazdıklarını ele alırlar.
Ya da Türkiye’deki gibi bazı madde
bağımlısı kişilerin yazdıklarını allayıp pullayıp önümüze sürerler sonra da dönüp
şöyle
-Gördünüz mü işte Resmi Tarih
Falan gibi saçma sapan zırvalıklara
inanırlar.Resmi tarih denilen olayı tezatlamak için tarih içerisinde araştırma
yapmak resmi tarih denilen şeyin olmadığının göstergesidir zaten.Bir birey bir
konu hakkında bilgi sahibi olmak için tarih biliminden yararlanır araştırma
yapar ancak devletler bu bilimin hepsini ders olarak yansıtamaz.Toplumda her
işin bir ustası var denilmesinin sebebi de budur zaten.
Okumayan detaylandırmayan araştırmayan
toplumlarda bu tür sorunların her zaman olduğu zaten ortadadır.Bir de bu
sorunları ideolojik olarak entegre edebilir iseniz eğer ortaya çok güzel
sürüler çıkmaktadır.İstediğiniz alana sürebilirsiniz onları hem fikri hemde fiziki.İstediğiniz
kişiye saldırtabilirsiniz onları işte bu kadar basit…
Salih Yücel GÜR
23 Şubat 2018 Cuma
Zihniyetler Çukur'da
Son dönemdeki popüler ve başarılı olan
ve benim de kardeşim sayesinde ara ara izlediğim Çukur dizisindeki Trafik
Polisine karşı yapılan saygısızlığın, aslında Televizyon denilen dünyanın bizi
nasıl aptal yerine koyduğunun göstergesidir.
Bunu bin kere anlatmamıza rağmen
insanlarımız bu konuyu anlayamamışlardır.Değişimi çok çabuk kabul eden bir
yapıya sahip olmayışımız ile değerlerimizi korumaya çalıştığımız
davranışlarımız arasında üzücü olaylar yaşıyoruz.
Ancak şu bilinmelidir ki dizide
gösterilen saygısızlığın gerçek hayatta ülkemizde yine olmasının önüne biz
kendimiz geçememekteyiz.Bu yüzden zaten toplumun ve bireyin kendi egosunu
şişirme ve tatmin etme gibi aslında gelişmiş toplumlarda ve ülkelerde kendisini
küçük düşüren bir davranış sergilemesine yol açmaktadır.
Gelişmiş toplumlarda bir trafik
polisinin herhangi bir makama sahip kişiye ceza kesmesi çok normal bir davranış
olarak karşılanmaktadır.Eğer bu gelişmiş toplumda istisnai bir durum olduğunda
makam sahibi itiraz eder ise toplum makam sahibini toplum dışına itmek için
elinden geleni yapmaktadır.Bizde ise tam tersine o makam sahibi olduğu için
onun üstünlüğü vardır denilmektedir.Ancak aynı üstünlük olaya biz dahil
olduğumuzda o üstünlüğe küfür eder derecesine gelen bir karşı oluşa yol açar.
Bu yüzdendir ki yasalar,kurallar
toplumların daha huzurlu yaşamaları için koyulmuş gerekli olan hayatı
düzenleyen bir bütündür.Bu bütünü bozan bireylerin aslında en başta toplum
tarafından dışlanması gerekmektedir ki bu gelişmiş toplumlar tarafından
yapılmaktadır zaten.Diğer toplumlar tarafından yapılan ise önce davranışı yapanın
kim olduğu daha sonra ise buna göre bir karşı davranış sergilenmesidir.Buna ise
aslında dalkavukluk desek yeridir…
Salih Yücel GÜR
19 Şubat 2018 Pazartesi
Ekonomi
Ekonomi
Toplumda
şöyle bir şey var araştırma yok okuma yok ama yeri geldiği zaman gizlenen
tarih,saklı gerçekler v.b gibi hikayeler.Doğulu toplumların sorunları da bu
galiba hikaye ve mitolojilere bu kadar çok önem vermek iyi bir şey değil
aslında.
Konunun
tam anlamıyla özüne indiğimizde kocaman bir pasta çıkıyor karşımıza aslında
ekonomi denilen adına.Ekonomi denilen bu pastadan dönemsel olarak pay alanların
isimleri ve ölçüleri değişse de pasta aslında aynı pastadır.Şimdi burada
kaldırıp bankaların sistemlerini veya borsayı anlatmaya dahi başlamayayım yoksa
bu yazı bitmez arkadaş.
Toplumların
devletlerin ve hatta hatta sistemlerin farklı dönemlerde farklı olaylar örgüsü
yaşamasının sebebi işte asıl bu pastadır.Pastadan alınacak pay kimi zaman bir
karikatüre olay olur kimi zaman ciddi bir akademisyenin anlatışına çünkü
toplumun anlayabileceği düzeyde ancak bu kadar güzel anlatılır.
Emperyalizm
ve Kapitalizmi icat ettiğimiz süreçlerde hatta ve hatta İmparatorlukların
olduğu o süreçlerde yine bu pasta mevcuttu.Fiziksel olan savaşlarımızı artık
fikri anlama döküyoruz ve bizim yerimize yarı anlamda da olsa robotlar
savaşıyor.Diğer yandan evrensel sorunlar da baş göstermeye başladı, artık bakalım
o büyük pastayı kimler yemek için hala uğraşacak.
İşgal etmek
sadece ama sadece ekonomik çıkar sağlamak için kısa vadeli bir işgal biçimi
aslında geçici olan bir işgal biçimidir.Ancak siz bir toplumu ve o toplumun
ortaya koyduğu kültürü tanımlar var anlayabilirseniz ( İngilizlerin yaptığı
gibi ) o toplumun her türlü konuda nasıl düşünebileceğini ve o toplum ile nasıl
iletişime geçebileceğinizi kavrayabilirsiniz.Yine savaşı aslında fikirler
yürütüyor değil mi ?
Pastadan
alacağınız payı sabit tutmak için bile çalışmanız gereklidir.Eğer aldığınız pay
evrensel düzeyde ise en iyisini bilim ile yapmak gereklidir.
Hayat
notalara tutunmak gibi Schubert’in o eşsiz eserleri gibi eğer kulağınızı verir
ve hissederseniz hayat aslında Goethe’nin söylediği gibi sadece ama sadece
çevrenizdekinlere ve etkileyebildiğiniz insanlara bıraktığınız bir anlam bağı.Bu
yazının kısa mesajı pasta yemeğe devam edelim…
Gayri Safi Milli Hasıla’yı falan açıklasa
mıydım ?
Neyse ya…
Salih Yücel Gür
7 Şubat 2018 Çarşamba
SAPIENS / Harari
Richard Dawkins'in ortaya attığı kültürel iletim birimi olan mem konusuna Harari Sapiens isimli eserinde şöyle yer veriyor
'' Giderek daha fazla sayıda akademisyen, kültürü bir zihinsel enfeksiyon veya parazit gibi değerlendirerek, insanları da bu parazitlerin yaşadığı konaklar olarak tanımlıyorlar. Virüs gibi organik parazitler, kendilerini ağırlayan bedende yaşar ve çoğalarak bir bedenden öbürüne yayılır, zayıf düşürür hatta bazen ölümüne sebep olurlar. Parazitin başka bir bedene geçişine izin verecek kadar yaşadığı müddetçe ağırlayanın sağlık durumu paraziti ilgilendirmez. Kültürel fikirler de insanların zihninde bu şekilde yer alır, birinden öbürüne yayılır ve zamanla ağırlayanı zayıf düşürür, hatta bazen ölümüne sebep olur. Kültürel bir öğe (örneğin Müslümanların bulutların üstündeki cennete veya Komünistlerin burada yeryüzündeki cennete inançları) bazen ölüm pahasına dahi olsa insanları belli bir fikri yaymaya ikna eder. Böylece insan ölür, fakat fikirler yaşamış olur. Bu yaklaşıma göre kültürler (Marksistlerin genellikle düşündüğünün aksine) birtakım kötü niyetliler tarafından insanları istismar etmek için üretilmiş komplolar değildir; daha ziyade, kültürler tesadüfen ortaya çıkan ve ortaya çıktıktan sonra etkilenen herkesten faydalanan zihinsel parazitlerdir.
Bu yaklaşım zaman zaman memetik olarak adlandırılır ve tıpkı organik evrimin "gen" adı verilen organik bilgi birimlerinin yeniden üretilmesine dayanması gibi, kültürel evrimin de "mem" adı verilen kültürel bilgi birimlerinin yeniden üretilmesine dayandığını iddia eder.[76] Dolayısıyla başarılı kültürler diğer insanlara maliyeti ve faydası ne olursa olsun memlerini yeniden üretmekte başarılı olan kültürlerdir. ''
Buradan kitabın içerisinden diğer bir kısmı alıntı olarak vermek istiyorum.
'' Benzer argümanlar sosyal bilimlerde oyun kuramı şemsiyesi altında oldukça yaygın olarak bulunabilir. Oyun kuramı, çok oyunculu sistemlerde tüm oyuncuların zararına olan görüşlerin ve davranış örüntülerinin nasıl olup da kök salıp yayılabildiğini açıklar. Silahlanma yarışı buna çok tipik bir örnektir. Çoğu zaman silahlanma yarışı tarafların iflasına sebep olur ve güç dengesini de değiştirmez. Pakistan gelişmiş savaş uçakları alınca Hindistan da aynı şekilde cevap verir, Hindistan nükleer bomba geliştirdiğinde Pakistan da onun arkasından gelir, Pakistan donanmasını büyütür, Hindistan da ona cevap verir. Sürecin sonunda güç dengesi büyük ölçüde ilk durumda olduğu hâliyle kalır ama eğitim veya sağlığa harcanmış olabilecek milyarlarca dolarla silah alınmış olur. Bununla birlikte, silahlanma yarışı karşı durması zor bir dinamiktir. "Silahlanma yarışı" bir ülkeden diğerine virüs gibi yayılan bir davranış biçimidir; evrimsel hayatta kalma ve yeniden üreme stratejisine harfiyen uygun olarak kendisine fayda sağlar ama diğer herkese zarar verir. (Silahlanma yarışının da aynen genler gibi herhangi bir bilinci olmadığını, bilinçli olarak hayatta kalmaya ve üremeye çalışmadığını unutmamak gerekir. Dolayısıyla yayılışı güçlü bir dinamiğin hedeflenmeyen bir sonucudur.) ''
Diğer bir alıntı
Geçtiğimiz beş yüz yıl boyunca, insanlar bilimsel araştırma yoluyla becerilerini giderek geliştirebileceklerini fark ettiler. Bu kör bir inanç değildi, ampirik olarak da defalarca kanıtlanmıştı. Buna ilişkin kanıtlar arttıkça, devletler ve zenginler bilime daha fazla kaynak ayırmaya istekli hâle geldiler. Bu tür yatırımlar olmadan, ne Ay'da yürüyebilir ne mikroorganizmaları düzenleyebilir ne de atomu parçalayabilirdik. Örneğin ABD yönetimi, geçtiğimiz yıllarda nükleer fizik araştırmalarına milyarlarca dolar ayırdı. Bu araştırmalarla üretilen bilgi, nükleer elektrik santrallerini yapabilmeyi ve böylelikle Amerikan sanayisi için ucuz elektrik üretebilmeyi sağladı. Ayrıca santraller ABD yönetimine vergi ödüyor ve bu verginin bir kısmı tekrar nükleer fizik için daha da fazla araştırma yapılmasına kaynak olarak ayrılıyordu.
Modern insanların araştırmalar yoluyla yeni güçler elde edebilme becerilerine duydukları inanç neden giderek arttı? Bilim, siyaset ve ekonomi arasındaki bağı ne yarattı? Bu bölüm modern bilimin kendine özgü doğasına bakarak, sorunun en azından bir kısmını cevaplamaya çalışacak. Sonraki iki bölüm de bilim, Avrupa imparatorlukları ve kapitalist ekonomi arasındaki ittifakın kuruluşunu inceleyecek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




