4 Nisan 2018 Çarşamba

TDV İslam Ansiklopedisinden

Müslüman âlimler, Allah’ın tabiatı ve tevhidin teslîsten üstünlüğü hakkında hıristiyanlarla tartışmaya girdiklerinde karşı tarafın Aristo mantığını ve eski Yunan filozoflarının fikirlerinden hareketle cevap vermeleri müslüman âlimlerde ve hükümdarlarda aklî ilimlere karşı ilgi uyandırmış, bu ilgi onları mevcut ilim ve düşünce ürünlerini Arapça’ya çevirmenin gerekli olduğu fikrine götürmüştür. Bu bağlamda Câhiz’in er-Red Ǿale’n-naśârâ adlı eserinde bilhassa hıristiyan olan Bizanslılar’la kadîm hükemâ arasında yaptığı bilinçli ayırım önemli fikirler vermektedir. Buna göre sıradan insanlar hıristiyanların ve Bizanslılar’ın hikmete ve beyana sahip bulunmadıklarını, yalnızca oymacılık, marangozluk, tasvir ve ipek dokumacılığında becerikli olduklarını bilselerdi onları edip diye görmekten vazgeçer, filozof ve hükemâ kayıtlarından adlarını silerdi. Çünkü mantık kitapları, el-Kevn ve’l-fesâd ve el-Âŝârü’l-Ǿulviyye gibi eserler ne Bizanslı ne de hıristiyan olan Aristo’ya aittir. el-Mecisŧî’yi yazan Batlamyus da ne Bizanslı ne de hıristiyandır. Uśûlü’l-hendese’yi kaleme alan Euclides veya tıp kitabını yazan Câlînûs da Bizanslı veya hıristiyan değildir. Aynı şey Demokritos, Hipokrat, Eflâtun ve daha birçokları için de geçerlidir. Bu insanlar yok olup gitmiştir; fakat onlar aklî mirası yaşamaya devam eden bir milletin, Yunanlılar’ın üyeleriydi. Yunanlılar’ın Bizanslılar’dan farklı bir dinleri ve farklı kültürleri vardı (er-Red Ǿale’n-naśârâ, s. 314, 315).

29 Mart 2018 Perşembe

16 Mart 2018 Cuma

Bireysel ve Bilgisel Silahlanma




İnsanoğlunun tarihinde geçmişten günümüze kadar olan süreci incelediğimizde silahlanmanın aslında çok farklı şekillerde ve yapılarda olduğunu görebiliriz.Bireylerin yaşadığı toplumlara ve sosyal çevreye göre değişen silah ve silahlanma,savunma çeşitleri ve yöntemleri günümüzde çok farklı bir şekil almış durumdadır.Teknolojinin ve iletişimin çok hızlı bir boyut kazanması ile silahlanma artık çok farklı bir boyuttadır.

Geçmiş dönemlerde bireylerin savaşmak ve kendilerini korumak için karşı bireylere karşı edindiği silahlar kesici delici aletler olarak nitelendirilebilirdi daha sonrasında ise tabanca barutun keşfi ile ortaya çıktı.İlerleyen zamanlarda ise kimyasal silahlardan olan nükleer silahlar baş gösterdi.

İnsanoğlunun içerisinde bulunan içgüdüsel bir davranış olan silahlanma aslında her bireyin kendisini savunma esaslı olarak ortaya çıkmıştır.Bir devletin silahlanması o devletin içerisindeki bireylerin devletten beklediği kendi içgüdüsel koruma ihtiyacının göstergesinden ibarettir.

Bugün artık dünyamızda iki tip silahlanma biçimi baş göstermektedir;

a-) Bireysel Silahlanma

          b-) Bilgisel Silahlanma

                Bireysel silahlanmayı sadece bireyin kendi çabaları ve ekonomik geliri ile silah edinmesi olarak görmemeliyiz.Bir bireyin yaşadığı devlet içerisindeki kendisini koruma ve savunma içgüdüsünden ortaya çıkan silahlanma biçimine de bireysel silahlanma denilebilir.Buradaki bireysel silahlanma konusunu ele alır iken sadece ama sadece bireyin kendi imkanlarını değil.Bireyin etki ettiği mekanizmaları ve sistemleri de ele almak gereklidir.
               
Bilgisel silahlanma ise bugün ortaya çıkmış devletlerin ve şirketlerin her alanda birbirleri ile karma şekilde yarıştığı bir koşudur.Bu koşu ile ilgili her türlü bilimsel akademik çalışma özenle verilere dökülür ve özenle saklanır.Bu tür verilen ve arşivlerin çoğunlukla normal bireyler tarafından ulaşıma kapalı olması gereklidir.Bilgisel silahlanma örneğini gördüğümüz yüksek düzeyde teknolojiye sahip devletlerin bireyler ile iletişime geçmesi çok farklıdır.Bireyleri ve kendi toplumlarını yönlendirmesi ve yönetmesi ise gerçekten çok kurnazcadır.
               
Bu silahlanma şekillerini kısaca inceledikten sonra ABD ve Sovyetler arasında imzalanan nükleer silahlanma ile ilgili araştırma yapılamayacağına dair bir antlaşmayı sizlere hatırlatmak isterim.Bu antlaşmaya göre suyun ve toprağın üzerinde herhangi bir nükleer silah araştırmasının yapılmayacağını birbirlerine vaat eden bu iki büyük güç bu antlaşma sonrasında nükleer araştırmalarını toprağın altında yapmaya devam etmiştir.
                
            Bugün tabi ki silahlanmayı sadece ama sadece tabanca ve ateşli silahlar olarak sınırlı bir hale getirmek yanlıştır.Bugün o kadar büyük ve zararsız gibi gözüken silahlar icat ettik ki sanal ortamdan istediğimiz bilgiyi kurgusal gerçeklik ile kurgulayabilir içerisine biraz ideoloji entegre edebilir ve toplumlara birer inanç sunabiliriz.Bu tür çalışmaların hala yapıldığını yaşadığımız ülke üzerinde yazılan akademik çalışmalarda görebiliyoruz.Diğer yandan elbette objektif ve gerçekten akademisyen olan gerçekleri yazan yabancı akademisyenler de mevcuttur…

           Silahlanma ne kadar kötü gibi gözükse de güç dengesi bakımından tam anlamıyla bir raya oturduğunda aslında barışı sağlamak için en iyi yöntem olarak gözükmektedir.Geri kalmış ülkelerin silahlanmak ve kendilerini korumak için gelişime daha açık olduklarını görebiliriz.Kimi toplumlarda ise onlara saldıran büyük devletler bilgisel silahlanma ile onları dezenforme edebilmektedirler.

Salih Yücel GÜR


8 Mart 2018 Perşembe

Kurgusal Gerçeklik


Kurgusal gerçeklik


Eğer sizin de bir kurgusal gerçekliğiniz var ise siz de inanç denilen nehirden istediğiniz kadar içebilirsiniz.Bugün kurgusal gerçekliği kullanan ideolojik gazeteler mevcuttur.Onlar sizlere fikirlerini pomplamak için resim video v.b gibi aracıları çarpıtarak yansıtırlar.


Bugün bu metodu psikolojik harp teknikleri ile birleştiren birimler mevcuttur.Hatta ve hatta bugün değil dün yani geçmişte bile vardır kurgusal gerçeklik.


Aynı yukarıdaki fotoğrafdaki gibi ön planda bir portakal arkasında ise bir tavşan gözükmektedir.


Bugün ideolojiler üzerinden her türlü kurgusal gerçeklik ortaya koyan psikolojik harp metodları uygulayan birimler mevcuttur.Bunlar birer hikaye ve saçmalık olarak gelebilir ancak eğitim ile saldırmak bir toplumda çok büyük ve uzun dönemler kapanmayacak ve toparlanmayacak yaralar oluşturur.

Bugün toplumumuzda olan oluşan sorunların çoğu bu tür bir saldırı tipinden kaynaklıdır.Eğitim ile saldırıların olduğu aşağılanmaların olduğu ve bizlerin bunun farkında bile olmadığımız bir dünya,elbette ilgi çekici hiç olmaz ise bunları tek tek detaylandırıp bulan ve aptallar diyecek bireylerin toplumdan çıkması.

Ancak diğer yandan bu tür hikayelere ideolojileri yüzünden kapılan ve inanan ve girdabın içerisinde sürüklenen çok insanımız var bu kurgusal gerçekliklerden bir tanesi resmi tarih tezidir.Resmi tarih tezine göre devletler kendi tarihlerini yazmış ve toplumlara bunu entegre etmek için kendi tarihlerini okullarda ders olarak okutmuştur.Yani bir nevi tarih biliminin bir nevi bazı konularda sakladığı bilgilerin olduğunu iddia eder ve belge ve kanıt yerine gazete haberleri ideolojik olan bireylerin yazdıklarını ele alırlar.

Ya da Türkiye’deki gibi bazı madde bağımlısı kişilerin yazdıklarını allayıp pullayıp önümüze sürerler sonra da dönüp şöyle

-Gördünüz mü işte Resmi Tarih

Falan gibi saçma sapan zırvalıklara inanırlar.Resmi tarih denilen olayı tezatlamak için tarih içerisinde araştırma yapmak resmi tarih denilen şeyin olmadığının göstergesidir zaten.Bir birey bir konu hakkında bilgi sahibi olmak için tarih biliminden yararlanır araştırma yapar ancak devletler bu bilimin hepsini ders olarak yansıtamaz.Toplumda her işin bir ustası var denilmesinin sebebi de budur zaten.

Okumayan detaylandırmayan araştırmayan toplumlarda bu tür sorunların her zaman olduğu zaten ortadadır.Bir de bu sorunları ideolojik olarak entegre edebilir iseniz eğer ortaya çok güzel sürüler çıkmaktadır.İstediğiniz alana sürebilirsiniz onları hem fikri hemde fiziki.İstediğiniz kişiye saldırtabilirsiniz onları işte bu kadar basit…

Salih Yücel GÜR

23 Şubat 2018 Cuma

Zihniyetler Çukur'da


Son dönemdeki popüler ve başarılı olan ve benim de kardeşim sayesinde ara ara izlediğim Çukur dizisindeki Trafik Polisine karşı yapılan saygısızlığın, aslında Televizyon denilen dünyanın bizi nasıl aptal yerine koyduğunun göstergesidir.

Bunu bin kere anlatmamıza rağmen insanlarımız bu konuyu anlayamamışlardır.Değişimi çok çabuk kabul eden bir yapıya sahip olmayışımız ile değerlerimizi korumaya çalıştığımız davranışlarımız arasında üzücü olaylar yaşıyoruz.

Ancak şu bilinmelidir ki dizide gösterilen saygısızlığın gerçek hayatta ülkemizde yine olmasının önüne biz kendimiz geçememekteyiz.Bu yüzden zaten toplumun ve bireyin kendi egosunu şişirme ve tatmin etme gibi aslında gelişmiş toplumlarda ve ülkelerde kendisini küçük düşüren bir davranış sergilemesine yol açmaktadır.

Gelişmiş toplumlarda bir trafik polisinin herhangi bir makama sahip kişiye ceza kesmesi çok normal bir davranış olarak karşılanmaktadır.Eğer bu gelişmiş toplumda istisnai bir durum olduğunda makam sahibi itiraz eder ise toplum makam sahibini toplum dışına itmek için elinden geleni yapmaktadır.Bizde ise tam tersine o makam sahibi olduğu için onun üstünlüğü vardır denilmektedir.Ancak aynı üstünlük olaya biz dahil olduğumuzda o üstünlüğe küfür eder derecesine gelen bir karşı oluşa yol açar.

Bu yüzdendir ki yasalar,kurallar toplumların daha huzurlu yaşamaları için koyulmuş gerekli olan hayatı düzenleyen bir bütündür.Bu bütünü bozan bireylerin aslında en başta toplum tarafından dışlanması gerekmektedir ki bu gelişmiş toplumlar tarafından yapılmaktadır zaten.Diğer toplumlar tarafından yapılan ise önce davranışı yapanın kim olduğu daha sonra ise buna göre bir karşı davranış sergilenmesidir.Buna ise aslında dalkavukluk desek yeridir…

Salih Yücel GÜR

19 Şubat 2018 Pazartesi

Ekonomi


Ekonomi

Toplumda şöyle bir şey var araştırma yok okuma yok ama yeri geldiği zaman gizlenen tarih,saklı gerçekler v.b gibi hikayeler.Doğulu toplumların sorunları da bu galiba hikaye ve mitolojilere bu kadar çok önem vermek iyi bir şey değil aslında.

Konunun tam anlamıyla özüne indiğimizde kocaman bir pasta çıkıyor karşımıza aslında ekonomi denilen adına.Ekonomi denilen bu pastadan dönemsel olarak pay alanların isimleri ve ölçüleri değişse de pasta aslında aynı pastadır.Şimdi burada kaldırıp bankaların sistemlerini veya borsayı anlatmaya dahi başlamayayım yoksa bu yazı bitmez arkadaş.

Toplumların devletlerin ve hatta hatta sistemlerin farklı dönemlerde farklı olaylar örgüsü yaşamasının sebebi işte asıl bu pastadır.Pastadan alınacak pay kimi zaman bir karikatüre olay olur kimi zaman ciddi bir akademisyenin anlatışına çünkü toplumun anlayabileceği düzeyde ancak bu kadar güzel anlatılır.

Emperyalizm ve Kapitalizmi icat ettiğimiz süreçlerde hatta ve hatta İmparatorlukların olduğu o süreçlerde yine bu pasta mevcuttu.Fiziksel olan savaşlarımızı artık fikri anlama döküyoruz ve bizim yerimize yarı anlamda da olsa robotlar savaşıyor.Diğer yandan evrensel sorunlar da baş göstermeye başladı, artık bakalım o büyük pastayı kimler yemek için hala uğraşacak.

İşgal etmek sadece ama sadece ekonomik çıkar sağlamak için kısa vadeli bir işgal biçimi aslında geçici olan bir işgal biçimidir.Ancak siz bir toplumu ve o toplumun ortaya koyduğu kültürü tanımlar var anlayabilirseniz ( İngilizlerin yaptığı gibi ) o toplumun her türlü konuda nasıl düşünebileceğini ve o toplum ile nasıl iletişime geçebileceğinizi kavrayabilirsiniz.Yine savaşı aslında fikirler yürütüyor değil mi ?

                Pastadan alacağınız payı sabit tutmak için bile çalışmanız gereklidir.Eğer aldığınız pay evrensel düzeyde ise en iyisini bilim ile yapmak gereklidir.

                Hayat notalara tutunmak gibi Schubert’in o eşsiz eserleri gibi eğer kulağınızı verir ve hissederseniz hayat aslında Goethe’nin söylediği gibi sadece ama sadece çevrenizdekinlere ve etkileyebildiğiniz insanlara bıraktığınız bir anlam bağı.Bu yazının kısa mesajı pasta yemeğe devam edelim…

Gayri Safi Milli Hasıla’yı falan açıklasa mıydım ?
Neyse ya…

Salih Yücel Gür 

7 Şubat 2018 Çarşamba

SAPIENS / Harari


Richard Dawkins'in ortaya attığı kültürel iletim birimi olan mem konusuna Harari Sapiens isimli eserinde şöyle yer veriyor 

'' Giderek daha fazla sayıda akademisyen, kültürü bir zihinsel enfeksiyon veya parazit gibi değerlendirerek, insanları da bu parazitlerin yaşadığı konaklar olarak tanımlıyorlar. Virüs gibi organik parazitler, kendilerini ağırlayan bedende yaşar ve çoğalarak bir bedenden öbürüne yayılır, zayıf düşürür hatta bazen ölümüne sebep olurlar. Parazitin başka bir bedene geçişine izin verecek kadar yaşadığı müddetçe ağırlayanın sağlık durumu paraziti ilgilendirmez. Kültürel fikirler de insanların zihninde bu şekilde yer alır, birinden öbürüne yayılır ve zamanla ağırlayanı zayıf düşürür, hatta bazen ölümüne sebep olur. Kültürel bir öğe (örneğin Müslümanların bulutların üstündeki cennete veya Komünistlerin burada yeryüzündeki cennete inançları) bazen ölüm pahasına dahi olsa insanları belli bir fikri yaymaya ikna eder. Böylece insan ölür, fakat fikirler yaşamış olur. Bu yaklaşıma göre kültürler (Marksistlerin genellikle düşündüğünün aksine) birtakım kötü niyetliler tarafından insanları istismar etmek için üretilmiş komplolar değildir; daha ziyade, kültürler tesadüfen ortaya çıkan ve ortaya çıktıktan sonra etkilenen herkesten faydalanan zihinsel parazitlerdir.

Bu yaklaşım zaman zaman memetik olarak adlandırılır ve tıpkı organik evrimin "gen" adı verilen organik bilgi birimlerinin yeniden üretilmesine dayanması gibi, kültürel evrimin de "mem" adı verilen kültürel bilgi birimlerinin yeniden üretilmesine dayandığını iddia eder.[76] Dolayısıyla başarılı kültürler diğer insanlara maliyeti ve faydası ne olursa olsun memlerini yeniden üretmekte başarılı olan kültürlerdir. '' 

Buradan kitabın içerisinden diğer bir kısmı alıntı olarak vermek istiyorum.

'' Benzer argümanlar sosyal bilimlerde oyun kuramı şemsiyesi altında oldukça yaygın olarak bulunabilir. Oyun kuramı, çok oyunculu sistemlerde tüm oyuncuların zararına olan görüşlerin ve davranış örüntülerinin nasıl olup da kök salıp yayılabildiğini açıklar. Silahlanma yarışı buna çok tipik bir örnektir. Çoğu zaman silahlanma yarışı tarafların iflasına sebep olur ve güç dengesini de değiştirmez. Pakistan gelişmiş savaş uçakları alınca Hindistan da aynı şekilde cevap verir, Hindistan nükleer bomba geliştirdiğinde Pakistan da onun arkasından gelir, Pakistan donanmasını büyütür, Hindistan da ona cevap verir. Sürecin sonunda güç dengesi büyük ölçüde ilk durumda olduğu hâliyle kalır ama eğitim veya sağlığa harcanmış olabilecek milyarlarca dolarla silah alınmış olur. Bununla birlikte, silahlanma yarışı karşı durması zor bir dinamiktir. "Silahlanma yarışı" bir ülkeden diğerine virüs gibi yayılan bir davranış biçimidir; evrimsel hayatta kalma ve yeniden üreme stratejisine harfiyen uygun olarak kendisine fayda sağlar ama diğer herkese zarar verir. (Silahlanma yarışının da aynen genler gibi herhangi bir bilinci olmadığını, bilinçli olarak hayatta kalmaya ve üremeye çalışmadığını unutmamak gerekir. Dolayısıyla yayılışı güçlü bir dinamiğin hedeflenmeyen bir sonucudur.) ''

Diğer bir alıntı
Geçtiğimiz beş yüz yıl boyunca, insanlar bilimsel araştırma yoluyla becerilerini giderek geliştirebileceklerini fark ettiler. Bu kör bir inanç değildi, ampirik olarak da defalarca kanıtlanmıştı. Buna ilişkin kanıtlar arttıkça, devletler ve zenginler bilime daha fazla kaynak ayırmaya istekli hâle geldiler. Bu tür yatırımlar olmadan, ne Ay'da yürüyebilir ne mikroorganizmaları düzenleyebilir ne de atomu parçalayabilirdik. Örneğin ABD yönetimi, geçtiğimiz yıllarda nükleer fizik araştırmalarına milyarlarca dolar ayırdı. Bu araştırmalarla üretilen bilgi, nükleer elektrik santrallerini yapabilmeyi ve böylelikle Amerikan sanayisi için ucuz elektrik üretebilmeyi sağladı. Ayrıca santraller ABD yönetimine vergi ödüyor ve bu verginin bir kısmı tekrar nükleer fizik için daha da fazla araştırma yapılmasına kaynak olarak ayrılıyordu. Modern insanların araştırmalar yoluyla yeni güçler elde edebilme becerilerine duydukları inanç neden giderek arttı? Bilim, siyaset ve ekonomi arasındaki bağı ne yarattı? Bu bölüm modern bilimin kendine özgü doğasına bakarak, sorunun en azından bir kısmını cevaplamaya çalışacak. Sonraki iki bölüm de bilim, Avrupa imparatorlukları ve kapitalist ekonomi arasındaki ittifakın kuruluşunu inceleyecek.